|
Endülüs'te yapmış olduğu girişimlerle Aristotelesçiliğin yeniden
canlandırılmasında önemli bir rol oynamış olan İbn Tufeyl ( ?-1186)
12. yüzyılın önde gelen düşünürlerinden ve devlet adamlarından
biridir. Hayy ibn Yakzân adlı felsefî romanında, ıssız bir adada
büyümüş olan Hayy ibn Yakzân adındaki bir çocuğun büyüyüp düşünmeye
alıştıktan sonra, akıl ve sezgi yoluyla Tanrı'ya ulaşabileceğini
göstermek istemiştir.
Romanın bir yerinde, Hayy ibn Yakzân komşu adaların birinden gelen,
yani medeniyetten gelen Asal adındaki birine buluşlarını anlatır ve
akıl ve sezgi yoluyla Tanrı'ya nasıl ulaştığını gösterir. Sonra
birlikte Asâl'ın geldiği adaya giderler ve Salâmân'la görüşürler; bu
görüşmenin sonucunda yerleşik olan töresel dinin halk için daha
faydalı olduğuna ve buluşlarını kendilerine saklamanın daha doğru
olacağına karar vererek ıssız adaya geri dönerler; çünkü
filozofların bilgi konusunda halk ile uyuşmalarının olanaksız
olduğunu görmüşlerdir.
Batı'da 16. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve Aydınlanma
Çağı'nda güçlenen deist (yaradancı) yaklaşımın, yani vahyin
bildirdiği tanrı ve din anlayışını bir yana bırakarak aklın ve
sezginin bildirdiği Tanrı ve din anlayışını benimseyen yaklaşımın
hakim olduğu bu hikaye aslında yeni değildir; daha önce İbn Sina
tarafından da işlenmiştir, ama kökleri Yeni Platoncu felsefenin
biçimlendirildiği dönemlere kadar uzanmaktadır.
Pocock'un Philosophus Autodidactus (Oxford 1671 ve 1700) adıyla
Latinceye çevirmiş olduğu bu yapıt, daha sonra bütün Batı dillerine
aktarılacak ve ilgiyle okunacaktır. Jean -Jacques Rousseau'nun
(1712-1778) Emile'inde (1762) ve İngiliz romancı Daniel Defoe'nun
(1660-1731) Robinson Crusoe'sinde (1719) Hayy ibn Yakzân'ın izlerini
görmek olanaklıdır. Bacon ve Leibniz' e kadar Tufeyl'in bu eserinin
etkisi vardır.
İbn
Tufeyl'in Hayy ibn Yakzân'da, Aristoteles kozmolojisine geri döndüğü
görülmektedir; bu dönüş, 12. yüzyıl Endülüs düşüncesinde
Aristotelesçiliğin yeniden güçlenmesi ile açıklanabilir. |