|
Spinoza sistemini kurmaya mutlak ve
değişmez olarak en başta kabul ettiği Tanrı'dan başlar. Tanrı belli
ve değişmez bir düzen verdiği tüm varolanları kendi özünden
türetmiştir. Eğer Tanrı kavaramı bilinirse ondan türeyen tüm varlık
alemi bilinebilir. Bu görüş ile yola çıkan Spinoza'nın kullandığı
yöntem geometrik bir yöntemdir. Buradaki ilgi Tanrı'nın tek tek
nesneler karşısındaki durumu ile uzayın geometrik şekiller
karşısındaki durumu gibidir. Onun yönteminde geometride şekillerin,
ve aralarındaki bağlar ile yasaların uzaydan türetilmesi gibi, her
türlü bilgi Tanrı'dan türetilir. Nasıl uzay olmadan nesneler olmuyor
ve anlaşılamıyorsa, Tanrı olmadan da varlıklar olmaz ve
anlaşılamaz.Böylece evren zorunlu bir sistem oluyor ve Descartes
felsefesindeki ruh ve madde arasındaki kopukluk giderilmiş oluyor.
Spinoza Tanrı'yı şöyle tanımlar;
"Kendi kendisinde varolan, kendisiyle kavranan, kavramı başka bir
şeyin kavramına bağlı olmayan". Tanrı meydana gelmemiştir, yok
olmayacaktır, kendini bölemez, sınırlayamaz ve tek olandır. Onda
Tanrı ve Doğa ayrı şeyler değildir çünkü doğa dediğimiz şey Tanrının
bir görünüşünden başka birşey değildir. Ruh da böyledir. Tanrı
herşeyin nedenidir ama şeylerin dışında ayrı bir varlığı yoktur.
İnsanlar ise Tanrı'nın sonsuz
nitelikleri arasında sadece ruh ve maddeyi bilebilir. Bilebildiğimiz
bu iki niteliğin dünyasının kendine has yapısı vardır. Birinden
ötekini türetemeyiz ve birinden ötekini anlayamayız. Onları kendi
içlerinde, yani ruh dünyasını düşünce ile maddi dünyayı ise yer
kaplayan uzamı ile anlayabiliriz.
Evren zorunlu bağlantılar
zincirinden ibarettir. Birşeyin varoluş nedeni başka birşeydir ve bu
nedenler zinciri sonunda Tanrı'ya ulaşılır. Bu nedenle tek tek
nesneler ancak Tanrı'yı anlayarak anlaşılabilir. Burada Malebranche
ve Geulincx'inki gibi occasionallist bir düşünce var ama temel fark
Tanrı'nın varolanların içinde olması onların özünü oluşturuyor
olması, onlardan ayrı bir varoluşu olmaması anlayışıdır. Tanrı
evreni yaratmamıştır, evrenin kendisidir.
Spinoza Tanrı'nın görünüşlerini (Modus)
sonlu ve sonsuz olarak ik iye
ayırmıştır. Sonsuz olanlar Tanrı'nın özünden doğrudan görünürler,
sonlu olanlar ise bir başka görünüşü gerektirirler. Sonlu olanlar
hep birbirlerini gerektirirler ve sayısızdırlar. Sonsuz olanlar ise
sonlu olanların ortaya çıktıkları bir bağlantıdır. Sonlu görünüşlere
örnek; Madde özelliğinde, Uzaydaki nesneler, ruh özelliğinde ise
düşüncedir. Sonsuz görünüşlere örnek; Madde özelliğinde, hareket ve
durgunluk, ruh özelliğinde ise psişik olaylardır.
Ancak maddi ve ruhi olan bu
görünüşler arasında bir ilgi olmasa da tek bir Tanrıdan türemiş
oldukları için bir paralellik vadır. Spinoza şöyle der; "Gerçek
dünyanın düzeni ile ideal dünyanın düzeni birdirler". Maddi
dünyadaki her görünüşün ruhi dünyada bir paraleli, bir karşılığı
vardır. Bu iki görünüş aynı Tanrıyı paylaştıkları için birbirini
etkiler. Yani maddi dünyadaki bir değişim ruhi dünyada da olur.
Örneğin ruhunda pozitif bir gelişme olan insanda aynı pozitif etki
vücudunda da meydana gelir
. Evrende var olan zorunluluk
nedeniyle bir rastlantıdan söz edemeyiz. Bir duruma rastalantı
dememiz aslında gerçek nedeni bilmeyişimizdendir. Madde
görünüşündeki olaylar hareket ve durgunluk bakımından bir nedenler
zinciri ile matematiksel zorunlulukla ortaya çıktığından Spinoza'nın
evreni tamamen mekanist bir görünümdedir. Aynı durum ruh görünüşünde
de geçerlidir ve tüm düşünceler, kararlar kendisinden önceki
düşüncelere zorunlulukla bağlıdır. Sonuçta Spinoza istenç
özgürlüğünü reddetmiştir.
Spinoza felsefe tarihindeki en
içine kapalı ve tutarlı sistemlerden birini kurmuştur. Bu nedenle
sonraları sistemini geliştirme çabasına pek girişilmemiştir hatta
öğretisine Spinozacılık denilebilir. Üstelik Spinozacılığın değeri
ölümünden yaklaşık yüz yıl gibi uzun bir zaman sonra felsefe dünyası
tarafından anlaşılmıştır.
Hegel şöyle der; "Bir filozof olmak
için önce Spinozacı olmalısınız, eğer Spinozacılığınız yoksa, hiçbir
felsefeniz de yoktur".
|