|
Sofistler, M.Ö. 5. yüzyılda ortaya çıkmış, şehirlerde dolaşarak
insanlara eğitim veren, "insan felsefesi" olarak adlandırılan
felsefenin kurucuları olan filozofları ifade etmek için kullanılır.
Relativist ve kuşkucu düşüncenin köklerini atmışlar ve geliştiricisi
olmuşlardır.
Ancak
felsefe tarihinde sofist denildiğinde akla gelen negatif bir anlam
sözkonusudur ve bu anlam Sokrates'in, Platon'un ve Aristoteles'in
sofistlere karşı yürüttükleri mücadeleden ileri
gelmektedir.Sofistler sürekli bu düşünürler tarafından yerilmiş ve
kücük görülmüştür.Bununla birlikte felsefe tarihi içinde çok önemli
soruların sorulmasında ya da yeni yaklaşımlar geliştirilmesinde
sofistler her dönem önemli etkilere yol açmışlardır. Önemli sofist
düşünürler her zaman etkili olmakla birlikte, birçok sofist düşünür
de kendi etkinliklerini oyuna ve safsataya dönüştürme eğilimi
göstermişlerdir. Sistemli filozoflar, bu akıma karşı bu eğilimden
hareketle onları hor gören yaklaşımlar sergilerler.Bir de para
karşılığında ders vermeleri o dönemlerde yadırgatıcı olmuştur.
Yunan sofistleri olarak bildiğiniz
insanlar, hem yetenek hem de görüşler açısından birbirlerinden büyük
ölçüde ayrılıyorlardı; bir eğilimi ya
da
hareketi temsil etmektedirler, bir okulu değil.) böylece ilgilendiği
konuyla -insan uygarlık ve töreleri- eski Yunan felsefesinden
ayrılıyordu: büyük -evrenden çok küçük- evreni ele alıyordu. Böylece
görüş ve inanç ayrımları üzerine toplamış oldukları olgular
yığınından herhangi bir pekin bilgiye ulaşmanın olanaksız olduğu
vargısını çıkarabiliyorlardı. Ya da değişik uluslara ve yaşam
yollarına ilişkin bilgilerinden uygarlığın kökenine ya da dilin
başlangıcına ilişkin bir kuram oluşturabiliyorlardı. Ya da yine
kılgısal vargılar çıkarabiliyorlardı, örneğin toplum şu ya da bu
yolda örgütlenmiş olsaydı en etkili bir biçimde örgütlenmiş olurdu
gibi. Sofizmin yöntemi, böylece, görgücü-tümevarımcı bir yöntemdi
1.Protagoras:
Protagoras: ‘İnsan tüm şeylerin
ölçüsüdür, onların olduklarının,ve olmayanların olmadıklarının.’ Bu
ünlü deyiş üzerine getirilecek yorum konusunda dikkate değer bir
tartışma olmuş ve kimi yazarlar ‘insan’ ile Protagoras’ın bireysel
insanı değil ama türsel anlamda insanı:demek istemiş olduğu görüşünü
illeri sürmüşlerdir. Eğer böyle olmuş olsaydı, o zaman demiş ‘sana
gerçek olarak görünen senin için gerçektir, ve bana gerçek olarak
görünen
benim için gerçektir’ anlamına gelmeyecek, ama daha çok topluluğun
ya da kümenin ya da bütün insan türünün geçeğin ölçütü ya da ölçünü
olduğunu anlatacaktır.
Tartışma şeylerin yalnızca
duygusal-algı nesneleri olarak mı,yoksa değerler alanıda kapsayacak
yolda mı anlaşılmaları gerektiği sorusuna da dönmüştür. Ama
Protagoras’ın kendisiyle tutarlı kılınması gerektiği kabul edilse
bile,hiç kuşkusuz duygusal-algı nesneleri açısından doğru olanın tam
bu olgu nedeniyle törel değerleri için de doğru olduğunu düşünmek
gereksizdir. Belirtilebilir ki Protagras tüm şeylerin ölcüsü
olduğunu belirtmektedir,öyle ki eğer duygusal-algı nesneleri
açısından bireyselci yorum kabul edilecek olursa,bunun ayrıca törel
değerlere ve yargılara da genişletilmesi gerekir,ve, evrik
olarak,eğer törel değerler ve yargılar açısından kabul edilmeyecek
olursa,duygusal-algı nesneleri açısından da kabul edilmemesi
gerekir:
Yasa genel olarak tüm insanlara
aşılanmış belli törel eğilimler üzerine kuruludur,ama Yasanın tikel
Devletlerde bulunduğu biçimiyle bireysel değişiklikleri
görelidirler-bir Devletin yasası başka bir Devletinkinden ‘daha
doğru’ olmaksızın,belki de daha yararlı yada daha elverişli olması
anlamında ‘daha sağlam’ olmak üzere . Bu durumda birey değil ama
Devlet yada kent topluluğu yasanın belirleyicisi olacak,ama somut
Nomos belirlenimlerinin göreli ıraları sürdürülecektir.
Geleneğin ve toplumsal uylaşımın
bir savunucusu olarak Protagoras eğitimin Devletin törel
geleneklerinin özümlenmesinin önemini vurgulamakta ve bu arada bilge
insanın Devleti ‘daha iyi’ yasalara götürebileceğini kabul
etmektedir. Bireysel yurttaş söz konusunun olduğu sürece,onun
geleneğe,topluluğun kabul edilmiş ölçünlerine sarılması gerekir-ve,
herhangi bir ‘yol’ bir başkasından daha doğru olmadığı için, sıkı
sıkıya sarılması gerekir. Hiçbir kurallar tümünü bir başkasından
‘daha doğru’ değildir, öyleyse kendi özel yargınızı Devletin
yasasına karşı koymayınız.
2.
Prodikus
Prodikus Ege’deki Keos adasından
geliyordu. Bu adada yaşayanların kötümser eğilimli oldukları
söyleniyor ve Prodikus’a yurttaşlarının eğilimi yükleniyordu,çünkü
düzmece-Platonik diyalog Aksiokhüs’de ona yaşamın kötülüklerinden
kaçmak için ölümün istenebilir olduğu düşüncesi yüklenmektedir. Ölüm
korkusu usdışıdır, çünkü ölüm ne yaşayanları nede ölüleri
ilgilendirir-birinci henüz yaşamakta oldukları için ikincileri
yaşamamakta oldukları için. Bu alıntının doğruluğunu tanıtlamak
kolay değildir.
Prodikus’un ilgiyi başlıca yanı
belki de dinin kökeni üzerine kuramıdır. Ona göre başlangıçta
insanlar tanrılar olarak güneşe, aya, ırmaklara, göllere, meyvelere
vb. başka bir deyişle, onlara yararlı olan ve besin veren şeylere
tapıyorlardı. Ve bir örnek olarak Mısır’daki Nil kültünü
vermektedir. Bu ilkel bir başkası tarafından izleniyordu, ve bu
ikinci evrede değişik sanatların tarım,bağcılık,metal işçiliği vb.
yaratıcılarına Demeter, Dionisius,
Hephaestus
vb. gibi tanrılar olarak tapınılıyordu. Prodikus bu din görüşü
üzerine duanın gereksiz olduğunu düşünüyordu, ve öyle görünmektedir
ki başı Atina’daki yetkinlikler ile derde girmiştir. Prodikus ta
Protagoras gibi dil bilimsel çalışmalarıyla dikkati çekiyordu ve
anlamdaşlar üzerine bir inceleme yazmıştı. Anlatım biçimleri yoğun
bir bilgiçlikle yüklüymüş gibi görünmektedir.
3.
Hippias:
‘Yasa insanların tiranı
olarak,onları doğaya aykırı pek çok şey yapmaya zorlar.’Söylenmek
istenen şey öyle görünmektedir ki kent-devletinin yasasını
genellikle dar ve tiransal olduğu,doğal yasalarla uyum içinde
olmadığıdır.
4.
Gorgias:
Gorgias’a göre,(i)Hiç bir
yoktur,çünkü eğer herhangi bir şey olmuş olsaydı,o zaman bengi
olacak yada varlığa gelmiş olacaktı. Ama varlığa gelmiş olmaz,çünkü
ne Varlıktan nede Yokluktan herhangi bir şey gelmez. Nede bengi
olabilir, çünkü eğer bengi olmuş olsaydı,o zaman sonsuz olması
gerekecekti. Ama sonsuz şu nedenle olanaksızdır Bir başkası olmaz,
ama nede kendinde olabilir,öyleyse hiçbir yerde olmayacaktır. Ama
hiç bir yerde olmayan ise hiçbir şeydir.
Eğer
herhangi olmuş olsaydı,o zaman bilinmeyecekti. Çünkü eğer olanın
bilgisi varsa, o zaman düşünülen olmalıdır,ve olmayan düşünülemez.
Bu durumda hiç bir şey yanlış olmayacaktır,ki saçmadır. Giderek
olanın bilgisi olsaydı bile,bu bilgi bildirilmeyecekti. Her im
imlenen şeyden ayrıdır; örneğin renklerin bilgisini sözcükle
bildirebiliriz,çünkü kulak sesleri iştir,renkleri değil? Ve aynı
varlık tasarımı iki kişide birden nasıl olabilecektir,çünkü
birbirlerinden ayrıdırlar?
5.Sofizm:
Vargı olarak yine belirtebiliriz ki
büyük Sofistlere din ve ahlakı yıkma niyetini yüklemek için hiç bir
neden yoktur; Protagoras ve Gorgias gibi insanların böyle bir
amaçları yoktu. Gerçekten de, büyük Sofistler bir ‘doğa yasası’
düşüncesinin yandaşlarıydılar,ve sıradan yunan yurttaşının dünya
görünüşünü genişletme eğilimini taşıyorlardı;Yunanistan’da eğitici
bir güç oluşturuyorlardı.
Aynı zamanda yine doğrudur ki
‘belli bir anlamda Protagoras’a göre her görüş doğrudur; Gorgias’a
göre her görüş yanlıştır.’ Gerçeğin saltık ve nesnel ırasını
yadsımaya yönelik bu eğilim kolaylıkla Sofistlerin hangileri bir
kimseyi inandırmaya çalışmak yerine bir şeyi ona kabul ettirmeye
çalışacakları sonucuna götürmektedir.
Gerçekten de, daha düzeysiz
insanların elide Sofizm çok geçmeden hoş olmayan bir yan anlam
kazanıyordu-‘Safsata’ anlamını. Atinalı Antifon’un
kozmopolitancılığına ve geniş dünya görüşüne ancak saygı
duyulabilirken, bir yandan bir Trasimakhüs’ün güç haktır kuramı ve
öte yandan bir Dionisodorus’un kılı kırk yaran gevezelikleri ancak
kınanabileceklerdir.
Büyük Sofistler söylemiş olduğumuz
gibi, Yunanistanda eğitsil bir güç oluşturuyorlardı: ama Yunan
eğitiminde besledikleri başlıca etmenlerden biri, diluzluğu idi. Ve
diluzluğunun açık tehlikeleri vardı. Çünkü konuşmacı kolaylıkla bir
konunun kendisinden çok ustaca sunuluşuna önem vererek dikkatini bu
yönde yoğunlaştırabilirdi. Dahası, geleneksel kurumların, inançların
ve yaşam yollarının saltık temellerinin sorgulayarak, Sofizm göreci
bir tutumu besliyordu. Ve gene de Sofizmde gizli yatan kötülük daha
çok sorunları ortaya çıkarmış olması değil, ama bu sorunlara
herhangi bir doyurucu anlıksal çözüm sağlayamamış olması olgusunda
yatıyordu. Sokrates ve Platon bu göreceliliğe karşı tepki
gösteriyorlar, gerçek bilginin ve törel yargıların güvenilir
temelini kurmaya çalışıyorlardı
|