|
Schelling bir rahibin oğludur.
Parlak zekalı ve yetenekli bir çocuk olduğu için çok erken
olgunlaşmış ve daha yirmiiki yaşında iken Fichte'nin felsefesi
çevresinde yazdığı bir kitabı sayesinde Profesör ünvanı almıştır.
Tüm yaşamı boyunca düşüncesini sürekli değiştirmekten, yeni
anlayışlara inanmaktan çekinmemiş. Sonuçta da dağınık fikirlerini
bir bütün olarak göstermek zordur.
Schelling'e göre bütün doğa
bilinçsiz bir zekanın yaratmasıdır. Doğa düzensiz ve dağınık bir
yapı değildir, tam tersine sıkı bir düzene ve ereğe bağlıdır. Bu
nedenle doğada bir yaratıcı ilke olmalıdır. Böyle bir ilkenin,
yaratıcı zekanın manevi nitelikte olması gerekir. Bu evrende sadece
insanda manevi bilinç vardır. Bu nedenle yaratıcı zeka bilinçsiz bir
zekadır. Böylece Schelling yaratıcı ilkeyi Fichte'den farklı olarak
"ben"'in dışında buluyor, oysa Fichte herşeyi "ben" sayesinde
anlıyordu. Bu zeka da gelişir ve gelişirken çeşitli basamaklardan
geçer. Bu basamaklardan en sonu bilinçtir. Yani bilinçli bir zeka
taşıdığı için insandır. Bu basamaklı gelişim tasarımı daha çok
Leibniz'in felsefesine benzer.
Ayrıca ona göre doğa ve zeka(tin)
özdeştir. Sonuçta organik ve inorganik varlıklar aynı ilkelere
bağlıdır. İnorganik varlıkları mekanist bir teori ile açıklayamayız,
yaşam gücü tüm doğada en basit fiziki varlıkta bile bulunur, tüm
doğa canlı bir organizmadır. Burada Schelling'in dualizmi önemlidir.
Ona göre evrenin neresine bakarsak bakalım bir ikilik, bir karşıtlık
buluruz; Mıknatısın kutupları, pozitif ve negatif elektrik, dişilik
erkeklik vb. Doğa başlangıçta birlikti, bölünmemişti. Bu noktada
Schelling Fitche'nin üç aşamalı tez, antitez ve sentez öğretisini
doğanın gelişmesine uygulamıştır. Birliğin
karşıtı olan bölünme sayesinde doğa
gelişmektedir. Doğadaki karşıt güçler daha üst bir basamakta sürekli
birleşerek ve bölünerek daha yüksek varlıkları oluştururlar. Bu
nedenle her üst varlık daha aşağı varlıkların bir sentezidir.
Bütün
bu sürecin başlangıcındaki
kuvvet olan "birlik" canlı olmalıdır. Dolaysıyla tüm doğa canlıdır.
Ancak bu canlı doğa, bu zeka
bilinçsizdir. Ancak gelişim
evresinde sürekli bilince doğru yol
alır. Oluşturulan her yeni varlık bilince biraz daha yaklaşmıştır.
Sonunuda doğa insanda bilincine ulaşır. Her ne kadar insan doğa
içinde fark edilmeyecek kadar küçük olsa da doğanın amacıdır,
zincirin son halkası, tüm varlıkların nedeni ve tüm doğayı anlamlı
hale getiren varlıktır.
Sanat felsefesinin de öğretisinde
önemli bir yeri vardır. Doğa canlı bir organizma olmasının yanında
bilinçsiz yaratıcı kuvvetin bir sanat eseridir. Burada yaratma
etkinliği ne bilgi ne de eylem ile ilişkilidir. Yaratmanın
temelindeki güç sanattır. Nasıl doğa bilinçsiz bir gücün yaratması
ise insanların sanat eserleri de bilinçli gücün yaratmasıdır. Her
bir sanat eseri kendi içinde bir evrendir ve varlığın özünü anlamak
ancak sanat yolu ile olur. Sanatçı ve filozoflar da yaratıcı gücü
anlayan ve gerçeği bilen kişilerdir. Bu kişilerin kaderi budur ve
diğer insanlardan bu nedenle farklıdırlar. Sanat eserinde, sonlu
olan doğanın bir anlık durumu sonsuz ve salt varlık olarak kendini
gösterir. Bu nedenle sanat eseri doğadan üstündür, o bilinçli bir
yaratmadır. Böylece Schelling doğa ve bilinç arasındaki ayrımı sanat
felsefesi ile aşmış oluyor.
Zamanla Schelling'in felsefesi
mistik ve dini bir yön kazanmış ve felsefe çevrelerinde pek etki
yapmamış. Kant ve Fichte ile başlayan Alman idealizmi içinde
Schelling, Romantizmi temsil etmiştir.
|