|
Pisagor kendini matematiğe
adamıştı, bu çalışmayı ilk geliştiren o ve onun yolundan gidenlerdi(pisagorcular).
Pisagor "Sayıların babası" olarak bilinir.
Matematiğin
ilkelerini tüm şeylerin ilkeleri olarak düşünüyorlardı.
Gelişmekte olan bir bilimin ilk öğrencileri olmanın çoşkusunu
duyuyorlardı ve sayıların dünyadaki öneminin çarpıcılığına
kapılmışlardı. Tüm şeyler sayılabilirdirler, ve pek çok şeyi sayısal
olarak anlatabiliriz. Böylece, bağıntılı iki şey arasındaki ilişki
sayısal olarak anlatılabilir: belli bir sayıda düzenli nesne
arasındaki düzen sayısal olarak anlatılabilir vb.
Ama onlara özellikle çarpıcı gelmiş
görünen şey lirdeki (bir müzik aleti) notaların arasındaki müziksel
araların sayısal olarak anlatılabileceğinin bulunuşuydu. Müziksel
perdenin uzunluklara bağlı olduğu ölçüde sayı üzerine bağımlı olduğu
söylenebilir ve gamdaki aralıklar sayısal oranlar tarafından
anlatılabilir. Tıpkı müziksel uyumun sayı üzerine bağımlı olması
gibi, yine düşünülebilir ki evrenin uyumu da
sayı üzerine dayanmaktadır.
Miletuslu evrenbilimciler evrende karşıtların bir çatışmasından söz
ediyorlardı ve Pisagorcuların müzik üzerine araştırmaları kolaylıkla
onlara ‘çatışma’ sorununa sayı kavramı yoluyla bir çözüm düşüncesini
telkin etmiş olabilir.
Aristoteles demektedir ki ‘müziksel
gamların özelliklerinin ve oranlarının sayılarda anlatılabilir
olduğunu gördükleri ve tüm başka şeyler bütün doğalarında sayılara
göre modellenmiş göründükleri için, sayılar doğanın bütünündeki ilk
şeyler olarak ve bütün gök müziksel bir gam ve bir sayı olarak
göründü.
Anaksimander
her şeyi sınırsızdan yada belirsizden üretmiş ve
Pisagoras
bu
kavramı sınırsıza biçim veren sınır kavramı ile birleştirmişti. Bu
müzikte örneklenmekte, çünkü onda oran ve uyum aritmetiksel olarak
anlatılabilmektedir . Bunu bütününde evrene aktararak Pisagorcular
evrensel uyumdan söz ediyorlardı. Ama evrende sayılar tarafından
oynanan önemli rolü vurgulamakla yetinmeyerek daha öteye gidiyor ve
şeylerin sayılar olduklarını bildiriyorlardı.
Bu açıktır ki kolay anlaşılacak bir
öğreti değildir ve tüm şeylerin sayılar olduklarını söylemek
anlaşılması güç bir deyimdir. Pisagorcular bununla ne demek
istiyorlardı ? Aristoteles bize iletmektedir ki ‘ Pisagorcular sayı
öğelerinin çift ve tek ve bunlardan birincilerinin sınırsız ve
ikincilerin sınırlı olduklarını savunuyorlardı; ve Ben bunların
ikisinden (çünkü hem çifttir hem de tek) ve sayı Benden çıkmaktadır;
ve bütün gök, söylenmiş olduğu gibi sayılardır.
Aristoteles tam olarak Pisagorcu
gelişimin hangi dönemine değiniyor olursa olsun ve tek ve çifti
ilgilendiren sözleri üzerine hangi yorum getirilirse getirilsin,
açıkca görünmektedir ki Pisagorcular sayıları uzaysal olarak
görüyorlardı. ‘Bir’ noktadır, ‘iki’ çizgidir, ‘üç’ yüzeydir, ‘dört’
oylumdur. Böylece tüm şeyler sayılardır demek, ‘tüm cisimler
uzaydaki noktalardan yada birimlerden oluşurlar ki, bir arada
alındıklarında bir sayı oluşturmaktadırlar’ demek olacaktır. Betisel
sayıların bu kullanımı ya da sayıların geometri ile bağlantıları
Pisagorcuların şeyleri nasıl yalnızca sayılabilir olarak değil ama
sayılar olarak da gördüklerini anlamayı açıkca kolaylaştırmaktadır.
Onlar matematiksel düşüncelerini
özdeksel olgusallık düzenine aktarıyorlardı. Böylece bir çok
noktanın birleştirilmesiyle bir çizgi yaratılır, yalnızca
matematikçinin bilimsel imgeleminde değil, ama ayrıca dışsal
olgusallıkta da ; aynı yolda yüzey bir çok çizginin
birleştirilmesiyle yaratılır. Noktalar, çizgiler ve yüzeyler öyleyse
olgusal birimlerdir ki doğadaki tüm cisimleri oluştururlar ve bu
anlamda tüm cisimler sayılar olarak görülmelidirler...
Matematik
ve astronomiye katkıları olmuştur. Pisagor bağıntısı adıyla bilinen
bağıntının kaynağı Pisagor’dur. Müziğin
matematiksel oranlara indirgenebileceğini ortaya koymuş ve diatonik
skalayı keşfetmiştir. Günümüzde bazı bilim adamlarının çok
sıcak baktığı “kürelerin müziği”
adıyla bilinen “kürelerin armonisi” teorisini ortaya atmıştır.
Müzikle tedavi çalışmalarıyla tıbba katkıda bulunmuştur.
Bir
iddiaya göre, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve
ikili bir hareket içinde olduğunu biliyordu ve bunları
yalnızca inisiyelerine açıklamıştı ki, bu açıklamaları, ezoterik
doktrin yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılarak bu bilgilerin kabulünde
rol oynamıştır.
|