|
Malebranche genç yaşta kendisini
düşünmeye ve yanlızlığa vermiştir. Oratorium adındaki bir tarikatta
çalışırken Descartes'in felsefesiyle tanışır ve çok etkilenir. Kısa
süre sonra da bu öğretiyi geliştirmeye çalışacaktır. O da
Descartes'in ruh ve madde kavramı arasındaki bağı Geulincx gibi
Tanrı'nın bir vesilesinin sağladığına inanır. Bu ikisi birbirini
etkileyemez. Sonlu yapılar birbirini etkileyemezler der. Buradan
çıkan sonuç cisimler ruhları etkileyemediği gibi birbirlerini de
etkileyemezler. Cisimlerdeki hareket Tanrı'nın bir istemesidir.
Evernde tek etkiyen kuvvet Tanrı'dır. Tanrının istemesi olmadan
insan ruhu ne algılayabilir ne de isteyebilir. Tek neden Tanrı'dır.
Ayrıca Tanrı ruha her türlü bilgiyi koyar, hiçbir bilgiyi biz
kendimiz yaratamayız.
İnsanın ruhuna tüm bilgiyi koyan
Tanrı'dır. Malebranche şöyle der; "Biz her şeyi Tanrı'da görürüz".
Tanrı cisimleri yaratamıştır ancak bunu yaparken kendisinde bulunan
cisimlerin ideallerine, örnek bilgilerine göre yaratmıştır. Bizim
cisimler üzerine bilgimiz de yaratılmış reel cisimlerin bilgileri
olmayıp Tanrı'daki bu örnekleri, idealleridir. Tek tek ruhlar da
Tanrı'dan pay almış birer parçadır. Ruhlarda cisimlerde bağımsız
değillerdir, Tanrı onların nedenidir. Tanrı ruhların, uzay da
cisimlerin yeridir.
Bizdeki tüm isteme Tanrı'nın bir
vesilesidir. Yani Tanrı'nın bir istemesidir. Ancak ruh Tanrı'dan pay
almış eksik bir parça olduğu için bu isteme tek tek nesnelere
yönelir. Doğru olan bütünü istemektir. En tümel olan, en yetkin olan
varlık Tanrı olduğu içinde doğru isteme Tanrı'yı istemedir. İnsan
tek cisimlerle olan ilgisini kesmeli ve sadece Tanrı'yı istemelidir.
Aslında bu da Tanrı'nın kende kendisini istemesi ve sevmesidir çünkü
isteyen ruh Tanrı'nın bir parçası gibidir.
|