|
Onun felsefesi de Descartes ve
Spinoza'da olduğu gibi matematik ile ilgilidir. Ancak Leibniz pratik
hayata çok değer vermiş. Yaşadığı dönemin tüm pratik sorunlarıyla az
çok ilgilenmiş ve her vesileyle kaleme sarılmıştır fakat yarım
kalmış pek çok eser bırakmıştır.
Leibniz'in yöntemi Descartes'de
olduğu gibi bilgi öğretisiyle başlar. Bilgiyi dört basamağa
ayırmıştır. Birincisi, duyu bilgisidir. Bu bilgi türü son öğelerine
kadar ayrıştırılmadığı için açık ve seçik değildir. İkincisi, açık
olan duyu bilgisidir. Bir şeyi yeniden gördüğümüzde
hatırlayabiliyorsak bu bilgi türü açıktır. Üçüncüsü açık ve seçik
olan duyu bilgisidir. Bu bilgiye ise duyularımızda ayrım yapmaya ve
ve bu ayrımları tanımlamaya giriştiğimizde ulaşırız. Dördüncü ve
asıl olan bilgi ise nesnenin her bir öğesinin çözümlemesinin
tamamlanmasıyla ortaya çıkar.
Bilgi teorisinde Leibniz duyulara
dayanır. Duyu yoksa bilgi de yoktur. Ancak duyuların bir bilgi
olabilmesi için bilince ihtiyacı vardır. Bilinçte de doğuştan var
olan geometri kavramları gibi bazı kavramlar vardır. Sayılar da
duyulardan edinilemez, bilinçte doğuştan vardır. Yine bilinçte
kavramlar yanında doğuştan doğrular ve ilkeler vardır. Örneğin
mantık ilkelerinden, çelişmezlik ilkesi gibi. Bu ilkeler
kullanılarak matematik ve mantık oluşur. Örneğin ikiye bölünemeyen
bir çift sayı aramak çelişmezlik ilkesine aykırıdır, çünkü bu çift
sayının tanımıyla çelişir. Aynı şekilde Tanrı zorunlu olarak vardır,
çünkü Tanrı'nın tanımı gereği o en gerçek varlıktır, var olmaması
halinde "en gerçek" olma sıfatı ortadan kalkar ve tanımı ile
çelişir. O bu tür doğrulara "öncesiz ve sonrasız doğrular" der. Bir
de deneylerden gelen doğrular vardır. Bu çeşit doğrular ise
rastlantısaldır ve olanaklıdırlar. Yani başka türlü de
olabilirlerdi.
Leibniz'in şeylerin özü olan
tözleri tanımlaması ise kendisinden önceki f ilozoflardan
farklıdır. Ona göre töz etkin kuvvettir ve tam bağımsızdır. Ancak
kuvvet yer kaplamadığından maddi değildir. Yer kaplama, tözün
kendisini göstermesinin, etkisinin bir sonucudur. Tözler sonsuz
sayıdadır. Bölünemeyen, kendi içine kapalı olduklarından
birbirlerini etkileyemeyen bu tözlere o monad "monade" der. Ancak
monadlar birbirleri ile bağlantılıdır. Her bir monad özünde diğer
tüm monadları temsil eder, onların çokluğunu kapsamıştır. Monadların
ortak özelliği ise evreni düşünme, tasarımlamalarıdır. Bazı monadlar
evreni diğerlerinden daha açık ve seçik tasarımlar. Bölyece bir
sıralama oluşur, en altta sadece duyan monadlar varken en üstte salt
tasarımlayan monadlar vardır. En alttakiler madde iken en üstte
Tanrı vardır. Burada aktif olabilen monadlar açık ve seçik
tasarımları olanlardır. Tam olarak açık ve seçik tasarımları olan
Tanrı'da tam etkindir, etkinliğin kendisidir. Tam olan açık ve seçik
tasarım nedeniyle Tanrı tek, ancak karışık tasarımları nedeniyle
daha aşağıdaki monadlar sonsuz sayıdadır. Birbiri ile aynı olan iki
monad yoktur, böyle olsaydı birbirlerinden ayırt edilemezlerdi. Yani
evrende birbiri ile aynı olan iki şey bulunamaz.
İnsanın ruh monadı ile beden monadı
arasında bir bağ yoktur, ancak bu iki monad birbirlerinin
tasarımlarını tasarımladıkları için arada bir etkileşim varmış gibi
görünür. Bu iki monad arasında Tanrı tarafından en başta kurulmuş
bir uyum vardır. Bu uyum tüm evrendeki monadlar için geçerlidir.
Yani Tanrı evreni bir uyum içinde düzenlemiştir. Bu uyum Tanrı
tarafından bir amaca göre düzenlenmiştir. Yani evrendeki olaylar
zorunlu olarak bir amaç etrafında döner. Evrendeki tüm monadlar
evrenin tamamını tasarımlar. Bu tasarım aşağı monadlarda da vardır
ama bir monad ne kadar aşağıda ise, yani tasarımları ne kadar
karmaşık ve bulanık ise evren tasarımı o kadar bilinçsizdir. Yani
madde bilinçt en
yoksundur. Tanrı ise tüm evreni tam bir açıklık ve seçiklikle
bilinçli olarak tasarımlar. Uzay ise gerçek değildir, sadece
monadları düzenleyen bir form görünüşüdür. Zaman da uzay gibi gerçek
değildir ve ard arda gelişin form görünüşüdür. uzaydaki hareketler
ve değişmeler aslında monadlardaki olup biten şeylerin birer
görünüşüdür. Monadların bağlı olduğu zorunluluk dolaysıyla uzaydaki
olaylar da zorunluluk içerir. Her hareket bir başka hareketten çıkar
ve bir başka harekete zorunlu olarak dönüşür. Ayrıca Tanrı bu evreni
sonlu varlıklardan yaratmak zorundaydı. Çünkü etkinliğini göstermek
için sonlu varlıklara gereksinimi vardı. Sonlu varlıklar da sonlu
oldukları için tam yetkin değillerdir ve evrende bulunan kötülük,
acı ve mutsuzluk gibi durumların sebebi budur.
İnsan ruhu da bir monad olduğu için
yok olmaz. Yani insan ölümsüzdür. Ölüm sadece monadın bir içine
kapanma hareketi gibi anlaşılabilir, doğum ise bir açılımdır. Bir
monadın tasarımları karmaşıksa, açık ve seçik değilse o monad özgür
değildir. Bundan dolayı özgür olmak yani aktif olmak isteyen bir
ruhun açık ve seçik tasarımları olmalıdır. Leibniz'e göre bir akıl
dini bir de pozitif din vardır. Akıl dini sadece akıl yolu ile
temellendirilen din olup diğerinden üstündür. Pozitif din ise tarihi
dinlerdir ve akıl ile temellendirilemezler, bir olgu olarak kabul
edilirler, olgusaldırlar. Asıl din de akıl dinidir ve bu dinde asıl
olan Tanrı sevgisidir.
|