KOPERNİK

İnsanlık eğer artık dünyanın,
evrenin merkezi olduğuna ya da bir öküzün boynuzları üzerinde
durduğuna inanmıyorsa, bunda en büyük pay hiç kuşkusuz, güneş
sisteminin gerçek yapısını yaklaşık olarak açıklayan Copernicus (Kopernik)’tedir.
1473 yılında Polonya’nın Torun
kentinde zengin bir tacirin oğlu olarak doğan Kopernik, öğrenimine
Krakow Üniversitesi’nde astronomi okuyarak başladı. Daha sonra
İtalya’ya giderek Bologna Üniversitesi’nde astronomi, Padova
Üniversitesi’nde tıp ve hukuk öğrenimi gören ünlü astronom, 1503’te
Ferrara Üniversitesi’nde kilise hukuk doktoru oldu. 1504’te
Warmie’ye yerleşti ve hayatının sonuna kadar astronomiyle uğraştı.
Kopernik’in yaşadığı yıllarda bilimsel ortam, Katolik kilisenin
bağnazlığıyla kuşatılmıştı. Bilimsel gözlem ve deneylerden çok
İncil’in yazdıkları önemliydi. Dünyanın evrenin merkezi olduğuna ve
sabit durduğuna inanılıyordu.
Kopernik, bu Ortaçağ görüşüne
şiddetle karşı çıktı. Güneş’in evrenin merkezi olduğuna ve dünya
dahil tüm gezegenlerin onun etrafında döndüğüne inanan kimi İlkçağ
Yunan filozoflarının görüşlerini inceledi. Bu incelemelerini
bilimsel gözlemleriyle de birleştiren Kopernik, güneş sistemini
kendi adıyla anılan bir şekilde açıkladı.
Kopernik sistemine göre; güneş
sisteminin merkezinde güneş vardı, dünya da dahil olmak üzere tüm
gezegenler belirli bir yörünge izleyerek hem güneşin hem de
kendileri etrafında dönüyorlardı. Üstelik yeryüzünün ekseni de
hareketliydi. Bugünkü çağdaş güneş sistemi bilgisini çok yaklaşık
olarak açıklayan Kopernik, teorisini, “Göksel Kürelerin Dolanımı
Üzerine” adlı ünlü yapıtında açıklayarak ölümsüzleştirdi. Teorisinin
doğruluğundan kuşku duymayan Kopernik’e yapıtının ilk nüshası
1543’te, yani ölüm döşeğinde ulaştırıldı. Kopernik’in ölümünden
yıllar sonra, 1610’da Galilei dürbünü icat etti ve Kopernik
sisteminin doğruluğunu kanıtladı.
Kopernik sistemi, felsefi açıdan
yer merkezlilik tezini yıkarak evren bilimin teolojiden ayrı ve
bağımsız bir bilim olmasını sağladı.