|
Danimarkalı filozof ve teolog.
Kierkegaard dindar babasının etkisiyle din eğitimi alarak
ve katı bir dinsel atmosfer içinde yetişti.Tüm yaşamında bu
çocukluğun etkisi görülür.Kendisi de dinsel düşünceleri olan birisi
olmakla birlikte sürekli din adamlarıyla, kurumlarıyla ve
düşünceleriyle çatışma halinde oldu. Mevcut Hıristiyanlığın
yozlaşmış olduğunu ileri sürdü ve Hıristiyan inancının tamamen
yenilenmesine yönelik eleştiriler geliştirdi. Kierkegaard, din ve
tanrıyı tamamen bireysel bir konu olarak değerlendirdi. Bu yönde
giderek sistematik felsefenin bireyi göz ardı eden bütüncüllüğünü de
reddetti. Felsefesinde bireyi merkeze aldı.
Kierkegaard,
varoluşçuluğun öncülerinden sayılır.Varoluşçu felsefe bir bakıma her
varoluşçu filozofta kendine özgü bir nitelik kazanarak ayrıca
tanımlanır, ancak bilinen genel nitelikleri ve felsefi özgüllüğü
açısından varoluşçuluğun kurucu isimlerinin başında Kierkegaard
sayılmaktadır. Kierkegaard'ın belli bir felsefi sistematik
geliştirmediği doğru olmakla birlikte (Kierkegaard bu anlamda
Nietzsche gibi bağımsız ve dizgesiz filozoflardandır), kullandığı
kavramlar ve felsefe yapma tarzı sonradan varoluşçu felsefelerde
görülen nitelikleri barındırır.Kierkegaard'ın itiraz ettiği ve
sürekli eleştirdiği filozof Hegel'dir.Hegel'in rasyonalist ve
sitematik felsefesi Kierkegaard için kabul edilemezdir.
Kierkegaard'ın
Hegel'den daha çok asıl olarak hegelcilik'i hedeflediği
söylenebilir.Varoluşçu felsefelerde görülen kavramların çoğunluğu
öncül olarak Kierkegaard'da görülür: saçma, bulantı, korku ve kaygı.Kierkegaard'ın
felsefi sorunsalı bir bakıma mevcut Hıristiyanlik icinde ve hatta
karşısında nasıl iyi bir Hıristiyan olunacağı noktasına da bağlıdır.Kierkegaard,
felsefe tarihinin soyut mantıksal kurgularla geliştiğini ve bu
nedenle bireyi, bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırdığını
düşünür.Ona göre varoluş, somut ve öznel insanın yaşamıdır.Bu
nedenle felsefe somut düşünmeye, yani varoluşa yönelmelidir
Kierkegaard’a göre felsefe
Aristoteles’ten bu yana hep özlerle, idealarla, her türden mantıksal
kurgularla ilgilenmiştir. Bu yüzden bireyin gerçek yaşamı gözden
kaçmıştır.
Kierkegaard, ilk eleştirilerini bu
tutuma ve bu tutumun büyük temsilcisi Hegel’e karşı yapar; ona göre
soyut düşüncelere dalmak ile ya da doğa bilimlerinde yapıldığı gibi
ölçüp biçmekle bireyin varoluşu anlaşılamaz. Varoluş, “somut, öznel
ve uyanık insanın yaşamıdır.”
Varoluş terimini modern anlamda
kullanan ilk filozoftur Kierkegaard. Varoluş derken ne anlıyor?
İlkin soyut düşünmeye karşı somut düşünüşe yönelir o. Soyut düşünme
de varoluşla ilgili kaygılarıyla birlikte tek kişi unutulmuştur. İ kinci
olarak nesnel düşünceye karşı çıkar. Nesnel düşünce de kişisel
tutkunun, sevgi ve nefretin, ilginin kısaca her içten olan şeyin
öldüğüne inanır. Nesnel düşünme karşısına, öznel düşünmeyi koyar.
Öznel düşünen, kendi geçek varoluşunun iç yönünü ortaya koyarak
felsefe yapar en çok karşı çıktığı filozofta yukarıda belirttiğimiz
gibi “soyut düşünür” Hegel’dir. Hegel’de öznel varoluşu içinde tek
kişinin ortadan kalkmasına dahinin bile düşüncenin sürüklediği boş
bir yaprak gibi olmasına karşılık, bu yeni felsefesi ile Kierkegaard
tek kişiyi, kendi, asıl varoluşunu en uyanık bilinci içinde toplamak
ister.
Bu felsefe doğrudan doğruya şu
çağrıyı duyurmak ister: “yaşamını boşuna harcama, günlerini öldürme,
uyku içinde geçirme, uyan ve insan ol!”
Kendisi “bütün yaşamını, doymuşluğu
içinde uyuklayan insanları nasıl uyandırabileceğini düşünmekle
geçirdiğini” söyler. Belki insanları biri cılız biri kanatlı –eşit
olmayan- iki atın çektiği bir arabaya oturup yürü diye bağırsa!
Belki o zaman uyanacaktır. Kanatlı at sonsuzluk, cılız at zaman,
arabacı da içimizden her biri. Zaman içinde sonsuzluğun kendisine
parıldadığı kimse, kendi varoluşunda uyanmış olan kimsedir. En iyi
uyandırma aracı da kaygılı korku ya da iç-daralmasıdır.
Her insanın içinde bu korku
yerleşiktir. Ona göre dünya da yapa yalnız kalabileceği, tanrı
tarafından unutulmuş olabileceği, milyonlarca, milyonlarca iş güç
arasında gözden kaçmış olabileceği korkusu. Ama korku, bu iç
daralması korkak ruhlar için değildir. Ancak korkuyu ta yüreğinde
bütün uyanıklığı ile tutan ve bundan kaçmayan kimse, bu korkuyla
varoluşunun uyanıklığını sürdürebilir. Böylece varoluş sorusuna
Kierkegaard’ın verdiği yanıt: varoluş, somut, öznel ve uyanık
insanın yaşamıdır. Varoluş, uyanık insanın yaşamını en açık
sorumluluğu içinde sürdürdüğü bir
bölümüdür,
bir parçasıdır.
Ancak varoluş, üzerinde düşünmeye
elverişli değildir, onu düşündüğümüz anda onu ortadan kaldırmış
oluruz. “kendisini düşündürmeyen bir şey vardı” diyebiliriz ancak, o
da şu: varolmuş olan. Kavranamayan, olağanüstü bir şey ona ancak
sezerek ve inanarak yakınlaşabiliriz. Varoluş öyle ise irrasyonel
yani us dışıdır. Onu kavramlarımızla kavramaya çalışır çalışılmaz
kaçıp gider elimizden. Öyle ise varoluş, paradoksal birşeydir. Ancak
düşünmeden önce veya sonra, ancak tutkular ve eylemlerle bir an için
onu yakalayabiliriz, bir anlık, birden bire olan bir parlama içinde
onu görebiliriz. Büyük ruh hareketlerinde ve tutkulu eylemlerde
mantıksal düşünme çözülür, kaybolur. Düşünmek ve varoluş-olmak
birleşemez. |