Batı dünyasının
yetiştirdiği en büyük filozoflardan biri olan Kant, felsefesi
ile kendisinden sonraki pek çok filozof için bir çıkış
noktası, bir tartışma zemini olmuştur. Kant felsefesi,
felsefe tarihi içinde başlıbaşına bir akımın, bir dönemin
oluşmasına neden olmuştur.
Kant çok varlıklı olmayan bir
ailenin oğludur. Dini ağırlıklı olmakla birlikte kilisenin
katılığından uzak olan bir okulda eğitim gördükten sonra Königsberg Üniversitesine girdi. Üniversitedeki Felsefe ve Doğa
Bilimleri eğitiminden sonra özel öğretmenliğe başladı.
Kısa süre sonra da mezun olduğu Üniversitede ders verme hakkını
kazanınca rahat çalışmak için gerekli bir yer sahibi oldu.
Bu sırada Evrenin oluşumunu açıkladığı bir kitap yazdı.
Bu teorisi ve aynı sıralarda Kant'dan habersiz olarak benzer
bir teori geliştirmiş olan Laplace'ın çalışması ile
birlikte ünlü Kant-Laplace teorisi ortaya çıktı. Daha sonra
bir tez ile Metafizik ve Mantık Ordinariüs'ü oldu. Bu tez ile
kendi felsefesinin sinyallerini vermiş ancak yine de buraya
kadar Leibniz felsefesi çevresindedir. Bundan sonra Kant onbir yıl
boyunca çok titiz bir çalışma dönemi geçirmiş, kendi
felsefesini olgunlaştırmış ve pek birşey
yayınlamamıştır. Sonunda yeni bir felsefe çığırı açacak
olan ve felsefesini temellendirdiği eserini yayınlamış.
Bundan başka iki önemli eseri daha bulunan Kant'ın irili
ufaklı pek çok yazısı bulunmasına rağmen bu üç eseri
felsefesinin temelini oluşturur.
Kant çalışmasında "transcendental" yöntem adını
verdiği bir yöntemi kullanır. Bu yöntem ile bilgiyi kendisi
ve aklın sınırları içinde araştırır. Kant yargıları
sınıflandırmıştır.

1. Analitik yargılar; Bir kavramı,
cismi sadece açıklayan onda var olanı bildiren yargılardır.
2. Sentetik yargılar; Bize yeni birşeyler bildiren,
kavramlarımızı başka kavramlarla birleştirmemizi sağlayan
yargılardır.
Bunlardan başka yine iki sınıf yargı vardır.
1. A priori yargılar; Zorunlu, tümel geçerliliği olan ve
deneylerle değişmeyen yargılardır.
2. A posteriori yargılar;
Deneyler ile değişebilecek sallantılı ve güvenilmez yargılardır.
Kant bu sınıflandırmayı yaptıktan sonra hem sentetik hem de
a priori olan yargılara ulaşmaya çalışmış ve çalışmasının
sistemini bu yönde kurmuştur. Bu tür yargılar tanımlarından
da anlaşılacağı üzere hem bilgimizi genişleten hem de
deneyler ile değişmeyecek tümel geçer yargılardır. Bu tür
yargılar matematik ve fizik gibi konularda bolca bulunabilir.
Örneğin; Doğru, iki nokta arasında en kısa yoldur. Bu yargı
deney ile değişmeyeceğine göre a priori ve iki nokta arasında
en kısa yol olması "doğru" kavramının kendisinden
çıkartılamayacağına, yeni bir şey söylendiğine göre
sentetik bir yargıdır. Peki bu tür yargılar metafizik
konularda da bulunabilir mi?
İşte Kant'ın bulmak istediği de
budur. Metafizikte böyle yargılara ulaşmak demek metafiziğin
bir bilim olabilmesi demektir, bilimsel bir yöntemi olması
demektir, yoksa metafizik bir bilim olmaktan çıkar ve
imkansızlaşır.
Kant'a kadar olan felsefede hep, cisimler üstüne kurulan
bilginin, tasarımların cisimlerden edinildiği fikri hakimdi.
Ancak Kant bu düşünceyi tersine çevirmiştir. Ona göre
cisimler üstüne bir bilgi oluşabilmesi için deney ile oluşan
a posteriori görüler ile deneyden bağımsız a priori
kavramların birlşmesi gerekir. Yani deney ile bir bilgi
oluşabilmesi için a priori olan kavramların deneye şekil
vermesi onu biçimlendirmesi, bir form kazandırması gerekir.
Eğer bu a priori kavramlar olmasaydı deney kavranamazdı. Aynı
şekilde bir görü ile birleşmemiş kavramların da içleri boştur
ve anlamsızdır.
Kant bu durumu şöyle özetlemiş; Görüsüz
kavramlar boş, kavramsız görüler kördür. Böylece bilgi,
cisimlerden ayrı olan Kant'ın kategoriler dediği a priori bir
temel üzerine kurulmuş oluyor. Bu kategorilerden başka bir de
doğa yasalarını tespit eden yargılar vardır. Bu yargılar
sayesinde doğadaki cisimler arasındaki bağlantılar
oluşturulur. Doğa cisimler ile aralarındaki bağlantılardan,
yasaladan ibarettir.
Metafiziğin konusu ise idelerdir. İdeler, cisimler dünyasında
bir karşılıkları olmayan salt akıl kavramları, metafizik
objelerdir. Kant 'a göre akıl doğal yapısı gereği metafizik
ideleri araştırmaya yatkındır. Ancak deneyin dışında çıkan
akıl zorunlu olarak çelişmelere düşer. İşte bu nedenle
Kant eğer metafizik ile uğraşılacaksa bunun bilimsel bir yöntemle
yapılmasını doğru bulur.
Kant ahlak konusunda da a priori bilgiyi, tümel geçerliliği
olan bir ahlakı arar. Ona göre doğa insanı bir ereğe göre
yaratmıştır. Bu erek olsa olsa iyi istençtir. Çünkü insanın
aklı vardır ve akıl insana cisimlerin üzerinde ayrı bir
değer kazandırır ve ona ereğe bağlı bir ödev duygusu
verir. İşte bu ödev duygusundan koşulsuz olarak çıkan
eylemler iyi dir. Bunun yanında insan doğanın bir parçasıdır
yani dağal eğilimleri vardır. Bu durumda insanın, eylemlerini
gerçekleştirirken ödevi ve doğal eğilimleri arasında bir
çatışma veya uyuşma olabilir, ancak bir uyuşma olması
eylemi iyi yapmaz. Eylemi iyi yapan ikinci özellik ise eyleme
sebep olan ilkedir. Eylem bir nesneye yönelmiş olabilir ama onu
iyi yapan bu eyleme başlatan ilkedir.
Kant ahlak konusunda bu tür yasaları aramıştır. Ona göre
iki tür ahlak yasası vardır.
Birinci tür yasalar bir koşula
bağlıdır. Örneğin; Şöyle olmasını istiyorsan şöyle
yap, gibi. Ancak bu tür yasalar tümel geçer özelliği
taşımaz ve herkes için bağlayıcı olamaz.
İkinci tür
yasalar ise kesin ve mutlak olarak emreder. Bu tür yasalar a priori olmayan deney dünyasındaki bir sonuç için veya
içgüdüler İçin söylenemez çünkü zorunlu, tümel geçer ve
koşulsuz olmak zorundadır. Bu tür yasanın birinci formülü
"Genel bir yasa olmasını isteyebileceğin bir ilkey
e göre
eyle" 'dir. Bu formülle bu tür yasaların ne oldukları
belli olmaz ancak bir çerçevesi çizilmiş olur. İkinci formül
"İnsanlığı, kendinde ve başkalarında, hiçbir zaman
bir araç olarak değil, hep bir erek olarak görecek gibi
eyle" dir. Üçüncüsü "Özerklik (Autonomie) idesine
göre eyle" dir. Burada aklın kendisini gerçekleştirebilmesi
için özgür olması gerektiği ortaya çıkıyor ve akıl kendi
yasasını kendisi koyabilirse özgür olur. Böylece Kant, insanın
doğa yasaları dışında kendi yasalarına da bağlı olduğu
sonucuna varıyor. Özgürlükde böylece mümkün olabiliyor.
Ona göre esteteik konusundada bir a priori vardır. Yani zevkler
tartışılmaz değildir. Kant bunu dört önerme ile savunur.
1."Beğeni, bir obje üzerine, hiçbir karşılık gözetmeden
hoşlanma ve hoşlanmama ile yargı verme yetisidir. Böyle bir
hoşlanmanın konusuna da güzel deriz." Buradaki önemli
nokta, hiçbir karşılık gözetmeme halidir. Estetik beğeni
bir yargı vermedir ve hiçbir edimsel yanı yoktur. Böylece
güzel, iyi ve yararlı olandan ayrılmış oluyor. Çünkü
yararlı veya iyi olan bir şeye sahip olmak isteriz. Oysa güzel'in
eylem ile bir ilgisi yoktur.
2. "Güzel, kavramsız bir
şekilde, genel olarak hoşa giden şeydir." Güzel'i güzel
yapan kavramsız olmasıdır. Eğer bir portre karşısında ben
bu kişiyi tanıyorum gibi bir yargı verirsek bu esteteik bir
yargı olmaz. Hoşa gitme de geneldir, çünkü burada bir a
priori vardır. Böylece estetik yargı bilgiden, güzel'de doğrudan
ayrılmış oluyor.
3. "Güzellik, objede bir ereğin
bulunduğu tasarımı olmaksızın bir objenin ereğe uygun
olmasının formudur." Burada anlatılmak istenilen objeyi güzel
yapanın, obje oluşturulurken gözetilen erek değil onu
algılayan bakımından ereğe uygun olma durumudur.
4. "Güzel,
kavramsız olan zorunlu bir hoşlanmanın konusu diye bilinen
şeydir." Böylece beğeni yargıları zorunlu oluyor.
Kant, siyaset felsefesinde cumhuriyet olarak
betimlediği bir siyasi kurumu savunan güçlü bir tez oluşturmuştur.
Günümüzde demokrasinin bir türü bu modele çok yaklaşmıştır.
Cumhuriyet doğal devleti bir devlet içinde son erdirir, ama
devletler arasında değil.
Kant ayrıca, sürdürülebilir barışın devletler,
uluslar arasında sağlandığı bir dünyaya yönelik modeller de
sunmuştur. Bu bir dünya
cumhuriyeti
değil, dostça ittifak, kozmopolit bir uluslar topluluğu olacaktır.
(Birleşmiş Milletlerin Fikir babası Kant'tır) Bununla birlikte,
sürdürülebilir barışa ancak, tüm devletlerin cumhuriyetçi olmasıyla
erişilebileceğini kabul etmiştir. Öncelikle, her yerde doğal
devletin yerine yurttaş devletinin geçmesi gereklidir.