|
1711 yılında
Edinburgh'da dünyaya gelen Iskoçyalı filozof ve tarihçidir. Hume,
Edinburgh Üniversitesi’nde tahsilini tamamladı, edebiyat ve hukukla
ilgilendi. Kısa bir süre ticaretle uğraştı, daha sonra Fransa'ya
gitti (1734) ve burada en önemli çalışması olan "Insan
Doğası Üstüne Bir Inceleme" (A Treatise of Human Nature-1739)
adlı eserini hazırladı. Iskoç bir asilzadeye özel öğretmen olarak
hizmet ettiği kısa bir dönem dışında bütün hayatını bilimsel
çalışmalar ile geçirmiştir.
Yazılarının
çoğunluğu felsefe, siyaset ve tarih üzerinedir. Ancak nüfus, para ve
uluslararası ticaret konularında da birçok makale yazmıştır. "Ahlak
ve Siyaset Üstüne Denemeler" (Essays Moral and Political-1741-1742),
"Ahlak Ilkeleri Üstüne Araştırma" (An Inquiry
Concerning The Principles of Morals-1751) ve "Siyasî
Söylevler" (Political Discources-1752) adlı eserleri Hume'un bir
filozof olarak ün kazanmasını sağladı. Düşünürün iktisadî
görüşlerinin yer aldığı Siyasî Söylevler 18. y.y.daki önemli
ekonomik eserler arasında yer alır
ve
şahsî arkadaşı Adam Smith üzerinde etkili olmuştur. Ölümünden sonra
çıkan eserleri şunlardır:
Dinin
Tabiî Tarihi (Natural History of Religion); Tabiî Din
Üzerine Diyaloglar (Dialogues on Natural Religion);
Intihar ve Ruhun Ölümsüzlüğü Üstüne Deneme (On Suicide
and On The Immortality of The Soul). Edinburgh barosu kütüphane
müdürlüğüne getirilen Hume, bu görevi sırasında yazmaya başladığı "Ingiltere’nin
Tarihi" (History of England-1754-1762) adlı eseri ile para ve
şöhrete kavuştu. Paris'e elçilik katibi olarak gitti ve orada J.J.
Rousseau ile tanıştı. Iskoçya'da bir yıl kadar müsteşarlık yaptı.
Ahlak ve teoloji alanındaki geleneksel hristiyan argümanları
hakkındaki şüpheleri ve ampirik metodu tercih etmesi nedeniyle bütün
fikirleri hakkında şüphe oluşturuldu. Hume’un felsefesi, Locke
ampirizmine ve Berkeley'in idealizmine dayanır.
Hume, klasik
liberal iktisatçıların yetişmesinde oldukça önemli bir rol oynadı ve
ekonomik düşünceye önemli katkılarda bulundu. Ödemeler dengesinin
sürekli olarak fazla vermesini savunan merkantilist düşünceye cevabı
olan "madeni para akım mekanizması" (specie-flow
mechanism) varsayımı ekonomik düşünceye ilk katkısıdır. Hume’un
ülkelerarasındaki değerli maden akımını inceleyerek serbest ticaret
neticesinde ülke parasının dışarıya kaçacağı ve
ülkenin fakirleşeceği hakkındaki merkantilist düşünceyi eleştirmesi
"paranın miktar teorisi" analizine önemli bir katkıdır.
Ihracat
ve ithalat fazlasının ülke içinde yarattığı genel fiyat seviyesi
değişmeleriyle, ödemeler bilançosunda otomatik dengeyi sağlayacağı
yolundaki Klasik Teorinin ilk açıklaması Hume'a aittir.
Hume, kısa
vadede para arzındaki değişmelerin faiz oranını pek fazla
etkilemeyeceğini, ancak ekonomik büyüme ile atbaşı gidiyorsa uzun
dönemde para arzındaki artışın faizleri düşüreceğini öne sürerek
takipçilerinin "Sürünen Enflasyon Teorisi" (The Theory
of Creeping Inflation) varsayımlarından
bahsetmelerine neden olmuştur.
Hume'un
ekonomik düşünceye üçüncü katkısı modern ticarî topluluklardaki
politik hürriyetin artması ile bireycilik ve ticaretin gelişmesi
sonucunda gündeme gelen siyasi desantralizasyon arasında içsel bir
bağlantı olduğu düşüncesidir. Kısaca, politik hürriyet ekonomik
hürriyetten kaynaklanır. Smith için bu çok önemli bir katkı sayılır.
Hume, serbest
ticaretin, kaynakların daha rasyonel dağılmasını sağlayacağını
savunmaktaydı. Ekonomi alanındaki önemli yazıları "Writings on
Economics" (1752-58) adı altında toplanmıştır.
insan zihninde olup
bitenleri Newton'un deneysel yöntemini uygulayarak, yeni bir insan
bilimi kurmayı ve geliştirmeyi öneren Hume, tüm iyi niyetine ve
yüksek amaçlarına rağmen, İngiliz empirizminin temel tezlerini
koruduğu için son çözümlemede kuşkuculuğa düşmekten kurtulamamıştır.
Bizim
yalnızca, kendi zihnimizde doğrudan ve aracısız olarak tecrübe
ettiğimiz ideleri, duyum ve izlenimleri bilebileceğimizi, bilgide
kendi zihnimizin ötesine geçemediğimizi ve bundan dolayı herhangi
bir şeyin insan zihninden bağımsız olarak varolduğunu
söyleyemeyeceğimizi belirten Hume, insan zihnini bilgi bakımından
analiz ettiği zaman, insan zihninin tüm içeriklerinin bize duyular
ve deney tarafından sağlanan malzemeye indirgenebileceğini
görmüştür, bu malzeme ise algılardan başka hiçbir şey değildir
|