|
Alman filozof ve ahlakçı.
Marx üzerindeki etkisi’yle ve humanist ilahiyat görüşleri’yle
ünlenmiştir.
19. yüzyıl Alman
materyalizminin ilk düşünürü olan Feuerbach'ın temel eseri
Hıristiyanlığın Özü'dür. Felsefesi ya da karşı felsefesi, bir
hümanizm ve doğalcılık şeklinde gelişen, dine ilişkin eleştirisi,
insanlıkla ilgili doğruların bilinçsizce yansıtılmasını ifade eden
Feuerbach, felsefeye önce Hegel'in nesnel idealizmini benimseyerek
başlamış, fakat daha sonra tinselcilik-maddecilik karşıtlığında,
maddeciliğin tarafında olmuştur.
28 Temmuz 1804’te Landshut,
Bavyera’da doğdu. 13 Eylül 1872’de, Rechenberg’de öldü.
Hukukçu Paul von
Feuerbach’ın dördüncü oğlu olan Ludwig Feuerbach’ın Berlin’deki 2
yıl süreyle Hegel’in yanında felsefe öğrenimi yapabilmek için
ilahiyat çalışmalarını bıraktı. 1828’de Doğa bilimi öğrenimi
yapabilmek için Erlangen’e gitti. 2 yıl sonra da "Gedanken über Tod
und Unsterblichkeit" adlı ilk kitabını Hegel'in ölümünden bir yıl
önce imzasız olarak yayınladı.
1839'da "Hrıstiyanlık
Özü"nü yayınladı. O sıralar Alman düşünürleri Hegel'i tartışıyordu.
Ruhçular onu ruhçuluk alanına, maddeciler de maddecilik alanına
çekiştiriyorlardı. O Kant'ın yasağını çiğnemiş mutlağın alanına
girmişti. Düşüncenin doğadan önceliğini savunmuştu.
Maddeciler de mutlağın
yani insan düşüncesinin uğraştığı ilk ve son gerçeğin, doğanın
üstünde değil, doğanın içinde olduğunu söylemesine ilgi duydular.
Herakleitos gibi diyalektikciydi. Bu uzlaşmalar, yeni karşıtlıklar
ve yeni uzlaşmalarla, gitgide varlığın bilincine erişecekti. Bu
erişmeyse, gerçek özgürlüğü doğuracak olan bir sonuçtu. Mutlak
varlığın kendi bilincine erişmesiyle aydınlanacaktı.
Hegel'in düşüncesi oluşu,
ilk insanın dünyaya gelmesiyle bitmiş sayan dinleri çökertiyordu.
Bütün sorunları çözdüklerini sanan felsefe sistemleri dağılıyordı.
Kant'ın sınırladığı rasyon tekrar özgürleşiyordu. Küçümsenen us
etkilediğinden etkilenmek yoluyla diyalektik metotla gerçeğe doğru
yaklaşmaktaydı.
Feuerbach "Gelecek
Felsefesinin İlkeleri" Hegel’den 13 yıl sonra yayınlandı."Temel
doğadır. Doğanın dışında hiçbir şey yoktur. Herşey gibi, düşünce de,
doğanın ürünüdür. Düşünce, maddî bir organ olan beyinden
çıkmaktadır. Bence maddecilik insanın varlık ve bilgi yapısının
temelidir. Ama bir fizyolojistin, bir naturalistin anladığı gibi,
varlık yapısının kendisi değildir. Maddecilikle geride beraberim
ama, ilerde beraber değilim."
O
yıktığı dinlerin yerine aşk dini koymak ister. O temeli maddeye
dayanan bir idealisttir. Aşkı, maddi bir çekim olarak değil, bir
insanlık ideali olarak ele alır. Hegel gibi diyalektiği maddede
değil düşüncede bulur. "İnsanlar sevişiniz, gerçek din sizin bu
sevgilerinizdedir. Varlığınız, aşkınızla biçimlenecektir."
Ona göre dinin gerçeği
aşktadır. Önceleri insanlar, kendi niteliklerininin fantastik
yansımaları olan tanrılar yaratmışlardı; ama tanrılar, insanlık
düzenini kurmaya yetmediler. Oysa Feuerbach'a göre, bu düzeni
kuracak olan, insanın başka insanlara karşı duyduğu bağlılıktır. Bu
bağlılık, en yetkin biçimine aşkta ulaşır. Hele cinsel aşk, bu
duygusal insan bağlılığının en yoğunlaşmış biçimidir. Dostluk,
acıma, vaz geçme, coşkunluk gibi çeşitli eğilimler, yetkinliğini
cinsel aşkta beliren aşkın çeşitli görünüşleridir. İnsanlar
arasındaki bütün sorunlar aşkın gücüyle çözülecektir. Aşkı
kutsallaştırmak gerekir. İnsanlar, böylelikle, bütün acılarından
kurtulacaklardır. Din, Latince bağlamak anlamındaki (Religare)
sözcüğünden gelir. Şu halde, din sözcüğünün ilk anlamı bağdır.
Bundan ötürü insanlar arasındaki her bağ, bir dindir. Din sözcüğünün
etimolojik anlamı gerçeği ortaya koymaktadır. Ama bu din, ruhçu bir
temele değil, maddeci bir temele oturmaktadır. Temel doğadır. Herşey
gibi, din de, doğanın ürünüdür. Varlık yapısının temeli maddedir
ama, kendisi düşüncedir. Varlık maddeden çıkıyor ama ruhla
gelişiyor, varlıklaşıyor. Maddelerin oyunu bitmiştir artık.
Ona göre mutluluk eğilimi
insan yapısının doğal bir eğilimidir. İnsan doğarken mutluluk
eğilimini insan yapısının doğal bir eğilimidir. İnsan, doğarken
mutluluk eğilimiyle birlikte doğar. Mutluluk eğiliminin ahlakiliği
bu yüzdendir. Yine bu yüzdendir ki her ahlakın temeli mutluluk
eğilimi olmalıdır. Ama mutluluk eğilimi başı boş bırakılamaz elbet.
Onu düzenleyen iki doğal kısıtlayıcı vardır:
1. Eylemlerimizin
kendimizdeki sonuçları: Mutluluk eğilimimizi başı boş bırakıp,
örneğin içkiyi fazla kaçırırsak hastalanırız. Böylelikle de kendi
eğilimimizi, kendimizden dolayı, kendimiz kısıtlarırız.
2. Eylemlerimizin
toplumdaki sonuçları: Mutluluk eğilimimizi başı boş bırakırsak
başkalarını mutluluk eğilimlerinin sınırına gireriz. Bu halde
başkaları, kendi mutluluk eğilimlerimizi savunarak bizim mutluluk
eğilimimizi bozarlar. Böylelikle de kendi eğilimimizi, yine
kendimizden dolayı, kendimiz kısıtlarız.
Hem kendimiz, hem de
başkaları, elbirliğiyle mutluluk eğilimimizi düzenlerler,
aşırılıklara engel olurlar. Bu iki sürümün dışında mutluluk
eğilimimizin hiçbir engeli yoktur, keyfince yol alabilir.
Anlaşıldığına göre, mutluluğumuzu, yine kendi mutluluğumuz
düzenlemektedir. Kendi mutluluğumuzu bozmadıktan sonra mutluluk
eğilimimizin yöneldiği yer yol ahlakıdır. Toplumsal sonuçlar, kendi
mutluluğumuzun tadını kaçırdıklarından dolayı kısıtlayıcıdırlar.
İnsanın tanrıya tapmasını
yasaklayan maddeci Feuerbach'ın karşısına dikilen, insanın insana
tapmasını emreden ruhçu Feuerbach.
Hristiyanlığın özündeki
görüşlerinin ürünü olarak tanrı insanın içedönük doğasının dışadönük
bir izdüşümü haline geliyordu. Kitabının Marx’ı önemli ölçüde
etkileyen ilk bölümünde Feuerbach dinin gerçek ya da antropolojik
özünü çözümledi. Tanrıya yüklenen çeşitli nitelikleri tartışarak
bunların insan doğasının farklı gereksinmelerinin karşılığı olduğunu
ileri sürdü. 2.Bölümde dinin sahte ya da ilahiyata ilişkin özünü ele
alarak tanrının insandan bağımsız bir varlığı olduğu görüşünün,
vahiy ve kutsal nesnelere inanmaya yol açtığını, bunların da
istenmeyen bir dinsel maddeciliğin parçaları olduğunu ileri sürdü.
Feuerbach ateist
olmadığını söylemekle birlikte, hristriyanlıktaki tanrının bir
yanılsama olduğunu iddia etti. Din görüşlerini felsefi ve diğer
disiplinlerle birlikte ele alması Hegel’in ilkelerini yarı-dinsel
olarak görmesine ve Marx’ın daha sonra 1845’te "Thesen über
Feuerbach"da eleştireceği bir tür materyalizmi benimsemesine yol
açtı. 1848-1849 devrim, karşıdevrim yıllarında dini tutuculuğa
saldırıları yüzünden birçok devrimci tarafından kahraman olarak
görüldü.
Feuerbach en çok
hristiyanlığa karşı olan yazarları etkiledi. "Das Leben Jesu
kritisch bearbeitet" adlı şüpheci eseri David Friedrich Strauss ve
Feuerbach gibi doğalcılık adına Hegelcilik’ten vazgeçen Bruno Bauer
bunların başlıcalarıydı. Bazı görüşleri de daha sonraları Almanya’da
kilise ile devlet arasındaki mücadelede aşırı ucun temsilcileri ve
kapitalizme karşı mücadelenin önderleri tarafından benimsendi. Daha
sonraları ise Marx tarafından belirtildiği gibi (8. ve 11. tezler)
toplumsal gelişim içindeki "özne"yi edilgen hale getirmesinden
dolayı eleştirilmiştir |