|
Farabi’nin hayatı hakkındaki kaynaklarda yer alan bilgiler oldukça
yetersizdir; özellikle ilk elli yılı hakkında pek az bilgi
bulunmaktadır. 870 yılında Türkistan’ın Farab bölgesindeki Vesiç
köyünde doğdu. Asıl adı Muhammed'dir. Kaynaklarda «Türk filozofu»
diye anılır. Babasının bir kumandan olduğu, kendisinin de bir süre
kadılık yaptığı söylenir. Temel din ve dil bilgilerinden sonra
fıkıh, hadis ve tefsir okudu. Türkçe ve Farsça’nın yanında Arapça’yı
da öğrendi. Döneminde yaygın olan matematik ve felsefe gibi rasyonel
bilimler alanında da öğrenim gördüğü sanılmaktadır. Ancak asıl
felsefe öğrenimini hayatının oldukça geç döneminde (elli yaşlarında)
gittiği, dönemin en gelişmiş bilim ve kültür merkezi olan Bağdat’ta
yaptı.
Tanınmış mantıkçılardan Matta bin Yunus’tan mantık okudu ve kısa
zamanda hocasını geride bıraktı. Bir felsefe şehri alan Harran’a
giderek arada da Yuhanna bin Haylan’dan öğrenim gördü. Bağdat’a
dönerek Aristoteles’in kitaplarını inceledi. Bu çalışmaları ve
felsefedeki yetkinliği nedeniyle kendisine ikinci öğretmen
(birincisi Aristoteles) denildi. Bağdat’ta yirmi yıl geçiren Farabi
Hamdaniler’in başşehri olan Halep’e gitti ve burada Hamdani emiri
Seyfüddevle’nin yakın ilgisini gördü. Sarayda gelenekleşen bilim ve
sanat toplantılarına katıldı. Burada bilim ve düşünce adamı olarak
saygın bir yer edindi Mısır’a yaptığı kısa bar geziden döndükten
hemen sonra seksen yaşında Halep’te öldü (950).
FELSEFESİ
Farabi, Ortaçağ’da yaşamış büyük İslam filozoflarından biridir.
Aristoteles’in felsefesini İslami açıdan yorumlayarak İslam
düşüncesiyle bağdaştırmaya çalışmıştır. İslam felsefe geleneğinde
Aristoteles «ilk öğretmen», onun yetkin yorumcusu Farabi ise,
«ikinci öğretmen» olarak nitelenir.
Farabi mantıkla ilgili eserlerini büyük ölçüde Aristoteles’in
Organon’unu açıklama veya özetlemeye ayırmıştır. Kategoryalar (Kategoriai),
Önerme (Peri Hermenias), Birinci Analitikler (Analitika Protera),
İkinci Analitikler (Analiti ka
Ustera), Topikler (Topika), «Sofist Çürütmeler Üzerine» (Peri
Sofistikon Eleghon) ve «Konuşma Sanatı» (Tehne Rhetonike) üzerine
yaptığı çalışmalar bunlardandır.
Ayrıca, o Yeniplatoncu filozof
Porfirios ’un Kategoriler giriş alarak yazdığı lsagoge’yi (Bisagoge)
şerhetmiş; gerek bu çalışmalarında gerekse el-Elfâzu’l -Müstmele
fi’l-Mantık ve İhsaû’l-Ulûm gibi kendi kitaplarında mantık
sorunlarına geniş yer vermiştir. Farabi’nin mantığa yalnızca
bilimsel düşüncenin arı bir çözümü olmayıp, aynı zamanda, dille
ilgili değerlendirmeleri ve bilgi kuramıyla ilgili sorunları da
içerir. Filozofa göre gramer yalnızca bir ulusun diline özgü olduğu
halde mantık bütün uluslar için geçerli olan bir «insanlık aklı»nın
anlatım yasalarını içerir. Mantığın yöntemi. sözdeki en yalın
öğelerden en karmaşık öğelere, yani, sözcükten önermeyle, önermeden
de tasıma gitmektir. Amacı bakımından mantık, insan zihninin
sağlıklı düşünmesini. yanılgılardan korunmasını sağlayan ve insana
gerçeğe ulaşmanın yolunu gösteren bir «ilim»dir.
Dilde gramer, şiirde vezin neyse, mantığın düşünülürler (ma’kul ile
ilişkisi de odur. Farabi mantığa iki yönlü katkıda bulunmuştur.
Önce, İslam düşünce çevresinde Aristoteles mantığının tanınmasını ve
doğru anlaşılmasını sağlamıştır. Mesela, Aristoteles mantığının
yasalarını, Aristoteles’in kullandığı örnekler yerine, kendi
toplumunun günlük yaşamından seçtiği örneklerle açıklar. İkinci
olarak, Farabi, kendi deyimiyle İslam dünyasında “beş sanat” diye
tanınan akıl yürütme yollarını yeniden tanımlar.
Buna göre eğer akıl yürütme oh kesinliğe veya gerçekliğe götürürse
buna «burhanî» (kanıtlayıcı), iyi niyete dayalı olarak kesinliğe
benzer
bir sonuca götürürse bu akıl yürütmeye «cedel» (diyalektik), art
niyete dayalı olarak kesinliğe benzer bir sonuca ulaştırırsa buna
«safsata». Olası bir sonuca götüren akıl yürütme yöntemine «hitabet»
ruha zevk veya acı veren bir sonuca götürüyorsa bu akıl yürütmeye de
‘<şiir’> denir. Değişik konum ve koşullarda bu akıl yürütmelerin
biri veya diğeri kullanılır. Mesela filozoflar ve bilginler burhana,
ilahiyatçılar cedele. siyaset adamları hitabete dayalı tasımları
kullanırlar.
Farabi, Aristoteles’te görülen ve daha sonra İslam dünyasında
gelenekleşen bir anlayışla, konusunun dış dünyadaki nesnelerle
ilişkisi bakımından mantığı iki bölüme ayına
1. Kavramlar ve tanımlarla ilgili sorunları kapsayan «tasavvurlar»
2. Önermeler, tasımlar ve kanıtlar (burhanlar) ile ilgili konuları
kapsayan «tasdikler»
Tasavvurlar, zihinde oluşan en yalın kavramları içerir. Bu
kavramlar, olumlama veya yalanlamaya elverişli olmayan, zihinde
doğuştan bulunan veya duyularla kazanılan zorunluluk, varlık, imkan
gibi tikel formlardır. İnsan zihninin en kesin ve en yalın fıkirleri
olan bu formların
veya tasavvurların mantıktaki işlevi
önermelere malzeme oluşturmalarıdır. Buna göre önermeler
tasavvurları birbirine
bağlanmasıyla oluşur ve böylece önermeler ya
«tasdik» edilir ya da yalanlanır.
En güçlü ve güvenilir önermeler, «Bütün parçadan daha büyüktür»
gibi, aklın hiçbir deneysel kanıta gerek duymaksızın doğuştan
benimsediği, kesinliği apaçık olan yargılardır. Bu tür önsel
önermeler; matematik, metafizik ve ahlak için zorunlu ve açık seçik
ilkelerdir. Mantık biliminde bu önermeler öncül olarak alınmak
suretiyle bunlardan tasıma, tasımdan da kanıta (burhana) ve
kanıtlanmış bilgiye ulaşılır. Böylece Farabi’ye göre mantığın asıl
konusu bilinirlerden bilinmeyenin bilgisine ulaştıran kanıtlama
(burhan) yöntemidir. Aristoteles mantığındaki kavramlar ve tanımlar
(Kategoryalar), bunlardan
önermeler
oluşturma (Önerme) ve tasımlar (Birinci Analitikler) sadece
kanıtlamaya (İkinci Analitikler) ve dolayısıyla kesin bilgi elde
etmeye birer hazırlık değeri taşır. Çünkü kanıtlamanın temel amacı,
bütün bilimlerde uygulanması mümkün olan zorunlu bilgilerin
yasalarına ulaşmaktır.
Farabi, bilginin üç kaynağı olduğunu düşünür: duyu, akıl ve nazar.
İlk ikisiyle bilgiye doğrudan doğruya, «düşünme» anlamına gelen
sonuncusuyla da aracı önermeler ve spekülasyonlara ulaşılır. Her iki
bilgi çeşidinde de apaçık bilgiye ulaşmanın aracı olan sezginin (hads)
payı vardır. Buna göre sezginin de, biri duyular ve akılla ilgili,
diğeri spekülasyonlarla ilgili olmak üzere iki çeşidi vardır. İlki
dış dünyayı algılamamıza, ikincisi de varlık ve olguların ilkelerini
kavramamıza olanak verir. Böylece kesin kanıtlama (burhan), zorunlu
varlığı karşılayan zorunlu bilgiye götürür.
Psikoloji ve akıl kuramı
Farabi, bir yandan, Aristoteles gibi psikolojiye doğa bilimleri
içinde yer verirken, öte yandan onu metafizik ve tasavvufa bağlar.
Filozofa göre insana yetkinlik ve ayrıcalık kazandıran ruh (nefs),
ruha yetkinlik kazandıran da akıldır; böylece; insanı insan yapan da
akıldır. Akıl, çocuğun ruhunda potansiyel olarak (bilkuvve) vardır,
ve bu aklın ilk mertebesidir. Aksi işlevsel (bulut) düzeyine
tahayyül e duyular aracılığıyla cisimlerin
formlarını algılayarak ulaşır. Ancak, bu geçiş, insanın salt kendi
eyleminin sonucu değil, mertebe bakımından «insansal akıl»’dan üstün
durumda bulunan, kozmolojik bir varlık olan ve Etkin Akıl (ay
feleğinin aklı) denilen metafizik üç sayesindedir. Böylece, insan
aklının bilgisi, kendi bağımsız işleyişinin bir sonucu olmayıp bir
bakıma yukarıdan sunulmuştur. insana düşen, zihinsel ve ahlaksal
çabalarıyla ruhunu, bu bilginin kendisinde yansımasına elverişli
duruma getirmesidir. Bu sayede aklımız, Etkin Aklın ışığı altında
cisimlerin tümel formlarının algılamak ,böylece duyumlar gaddesel
yapısından soyutlanmış formların kazanılmasından ibarettir. Maddesel
dünyanın üstünde bulunan formların ve tümel kavramların asıl kaynağı
göksel akıllardır; şu halde insan bilgisinin kaynağı da fizik
ötesindedir. İnsan aklı üçüncü ve en ileri gelişme aşamasında,
göksel akılların sonuncusu ve dünyadaki olup bitenlerin yakın nedeni
olan Etkin Akıl ile bağlantı (ittisal) kurar ve ondan aldığı
bilgilerle «alıcı (müstefat)
akıl» düzeyine ulaşır. İnsan aklının bu Etkin Akıl ile bağlantı
kurması onun en son amacı ve en yüksek mutluluğudur.
Doğa bilimleri
Farabi mantıktan yola çıkarak fizikle ilgili görüşlerini açıklar;
metafiziği kozmoloji ve psikoloji ile, doğa bilimlerini de metafizik
ve yine psikoloji ile birleştirir. Böylece Tanrı ile göklerin
hareketleri, «gök
akılları»nın mertebeleriyle de insan arasında kopmaz bir bağ kurar.
Sonuç ta,
tüm varlık katmanları arasında ve yine bunlarla ilgili bilgiler
arasında kurduğu sıkı ilişki, onun sisteminin birlik ve bütünlüğünü
oluşturur.
Farabi, doğa bilimleri alanlarında yazdığı Kitâbü’s-Semâ, El-Asâru’l-Ulviyye,
Kitâbül-Meâdin, Kitâbun Nebat, Kitâbun-Nefs, Es Sıhhatü ve ‘l-Maraz
, El-Hissü ve ‘l- Mahsus gibi eserlerinde Aristoteles’in ustukuslar
(öğeler) ve onların maden, bitki ve hayvanların fiziksel bileşimleri
üzerindeki rolüne ilişkin görüşlerini inceler; aynı şekilde, insanın
hayvanlar âlemiyle biyolojik ve ruhsal benzerlik ve ortaklıklarını
araştırır; bu bağlamda canlılık oluşumları ve büyümeyi açıklar.
Farabi, doğa bilimleriyle ilgili incelemeleri arasında
gökcisimlerini ve meteorolojik olayları da kısaca açıklarken, yine
Aristoteles’e uyarak doğa bilimlerinin bir kolu saydığı psikolojiye
oldukça geniş yer verir.
Farabi, kendisinden
önceki düşünürlerin Pitagoras ve Demokritos’tan aldıkları doğa
felsefesine karşı çıkar; bu felsefenin temelini oluşturan boşluk ve
atom görüşünü de kesinlikle reddeder; bunun yerine Aristoteles’in
madde ve suret (form) kuramını benimser. Bu düşünceye göre maddeyle
suretin birleşmesinden cevher doğar. Madde, bütün değişimlerine
karşın yokluk kabul etmez. Üç boyutun sonlu olması evrenin de
sonluluğunu gösterir. Filozofumuz doğa görüşünde tam bir
belirlenimcidir (determinist) ve bu durum onun metafizik alandaki
belirlenimci anlayışının bir sonucudur. Ona göre, Tanrı’nın
eylemleri de dahil olmak üzere hiçbir olay nedensiz ve keyfi olarak
meydana gelmez. Tüm olayların nedenleri en sonunda Tanrı’nın
eylemlerine, bu eylemler de O’nun en iyi kuşatan bilgisine dayanır.
Tanrısal eylemlerin nedeni de O’nun en iyi hakkındaki bilgisidir.
Matematik bilimlerin aritmetik, geometri, perspektif (menazır),
astronomi, musiki, dinamik ve mekaniği kapsadığını düşünen Farabi’ye
göre tüm bu bilimlerin her birine özgü soyut kavramları, terimleri
ve ilkeleriyle ilgili bir kuramsal yanları, bir de [herhangi bir
nesnel alana uygulanmasına ilişkin pratik yanları vardır. Birçok
eski düşünür gibi Farabi de gökcisimlerinin yeryüzündeki
olaylar üzerinde belirli nedensel işlevleri ve etkileri bulunduğunu
düşünür. Bu etkilerin bir bölümü astronomik hesaplamalar yoluyla
belirlenebilir. Mesela bazı yeryüzü bölgelerinin güneşe
yakınlıklarıyla ısı dereceleri arasında matematiksel bir
ilişki bulunduğu saptanır. Ancak gökcisimlerinin yeryüzü ve oradaki
varlıklar üzerinde astronomik hesaplarla belirlenemeyen etkileri de
vardır. Işte astrolojideki kehanetler bunlarla ilgilidir ve bu
kehanetler bilimsel dayanaktan yoksun birer tahminden ibaret olup
rastlantısal olarak doğru da çıkabilir. Şu halde, Farabi’nin
örneğiyle, böyle durumlarda bir zorunluluktan söz edilemeyeceği
için, görüşümüzle Güneş arasına Ay’ın girmesiyle ortaya çıkan güneş
tutulması gibi göksel olayları mutluluk veya felaket nedeni saymak
ahmaklıktan başka bir şey değildir.
Metafizik görüşü
Farabi’nin ontolojisi ve felsefesinin temelini onun Tanrı hakkındaki
görüşleri oluşturun Buna göre, gerçeğin zirvesinde «zorunlu
varlık» (vâcibü’l-vücüd)
olan Tanrı bulunur. 0, Bir’dir ve bir bakıma her şeydir. Çünkü, O,
bütün varlıkların dayanağı ve varlık nedenidir; varlığın başka
hiçbir şeye borçlu değildir; tersine her şeyin varlığı O’ndan
gelmektedir. Çünkü bir varlık ya «mümkün» veya «zorunlu» (vücib)
olur; üçüncü bir şık düşünülemez. Mümkün olan, var olması için
kendisinden önceki bir nedene (illet) muhtaçtır. Mantıksal olarak
nedenler dizisi bir ilk nedende durmak zorundadır ve bu İlk Neden’in
de bir nedeni olmayacağı için
O, zorunlu ve nedensiz varlıktır; bundan dolayı da sonsuz varlıktır;
yine 0, ezelden beri etkindir; salt gerçek ve salt iyidir.
Var olan her şey, kozmolojik bir düzen içinde ve zorunlu olarak
O’ndan taşmaktadır (feyz, sudür); O’nun «bilgisi, inâyeti ve
cömertliği»nln sonucudur. O, bütün düşünce ve tasavvurların üstünde
bir gerçektir; bu yüzden O’nun ne olduğunu değil, ne olmadığını
düşünebiliriz.
Ahlak ve siyaset kuramı
Farabi’nin genel felsefesindeki rasyonalizm (akılcılık) ahlak
felsefesine de hükimdir, Çünkü, ona göre, ruhun arınmasına yani
ahlaksal gelişmeye yalnızca bedensel davranışlarla değil, daha
önemli olarak akıl yoluyla ve zihinsel çabalarla ulaşılır. Farabi
felsefesinde hayatın veya insan ruhunun en yüce amacı olan mutluluğa
ulaşmanın birinci koşulu «akılsal ve düşünsel erdemler»dir. Akıl ve
düşünce yoluyla kazanılan «hikmet»de her şeyden önce metafizik
bilgiler bütünüdür, çünkü o, varlıkların en üstünü hak kındaki en
değerli bilgidir; ve o, etik Varlık» üzerine bir bilgidir. Yine
hikmet, varlıkların Tanrı’dan nasıl ve ne ölçüde gerçeklik ve
yetkinlik aldıkları hakkındaki bilgidir. İlk Varlık’tan yetkinlik ve
üstünlük alanlardan biri de insan olduğu için hikmet, aynı zamanda
insanın kendi yetkinliği ve erdemleri üzerine bir bilgidir. İnsanın
ahlak bakımından en üstün amacı mutluluk olduğuna göre Tanrı’dan
başlayarak varlıklar ve gerçekler hakkında edinilen bilgilerin
toplamı olan hikmete ulaşmak insanın vazgeçilmez ahlaksal görevidir.
Böylece hik met,
tüm ahlaksal erdemlerin de en üstünüdür.
Farabi’rıin felsefesinde bütün amaçların en yüksek noktasını
oluşturan ve insana gerçek mutluluğunu kazandıran Etkin Akıl ile
«bağlantı» (ittisal) kavramı, onun siyaset ve ahlak felsefesini de
belirleyen anahtar terimdir. Çünkü, filozof, insanın sosyal bir
varlık olduğu şeklindeki Aristotelesçi tezi kullanarak, düşünsel ve
ahlaksal yetkinliklerin ancak bir toplum içinde kazanılabileceğini>
bunun da, bir bedenin bütün organları arasında bulunan bir uyum ve
yetenekler birliği gibi, bir siyasal organizasyonla
gerçekleşebileceğini düşünmüştür. Bu nedenle Farabi’nin sisteminde
metafizik, ahlak ve siyaset kesin olarak bir bütünlük- taşır. Bu
bütünlük, başta temel eseri El-Medînetü’l-Fâzıla olmak üzere, birçok
eserinin yazım sistemine de yansımıştır. Onun, «siyaset» kavramını
ikinci bir anahtar terim olarak ısrarla yinelemesi, belirtilen
bütünleştirici yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Çünkü, Tanrı’nın
bütün evreni yönetmesiyle devlet başkanının (imam) ülkesini ve
halkını yönetmesi, ruhun (nefis) da insanın varlık bütünlüğünü
yönetmesi arasındaki benzerliği siyaset sözcüğünden daha iyi ifade
edebilecek başka bir kavram yoktur. Bu anlayışla olmalıdır ki
filozofumuz, Ihsau’l-Ulüm’da bilimleri tasnif ederken ahlaki siyaset
biliminin bir kolu olarak göstermiştir.
Farabi’ye göre ahlak, insanda erdemlerin ve güzel işler yapma
olanağı sağlayan yatkınlıkların gelişmesini sağlayan bir
disiplindir. Psikolojik olarak her insanda erdem (fazilet) veya
erdemsizlik (rezilet) denilen birtakım yetenekler mutlaka bulunur.
Ahlak eğitiminin görevi erdemleri etkin kılmak, erdemsizlikleri de
etkisiz hale getirmektedir. Bu eğitimin temel yöntemi «ikna»dır;
«zorlama» (ikrah) yöntemine nadiren ve geçici olarak
başvurulmalıdır. Kuşkusuz ahlakın temel amacı olan mutluluğu ancak
erdemlerin dışa yansıması olan güzel eylemlerle yakalamak mümkündür;
bununla birlikte, bu tür eylemlerin mutluluğa götürebilmesi için
ayrıca şu iki koşulun da bulunması gerekir:
1. Güzel eylemler isteyerek ve seve seve yapılmalıdır;
2. Güzel eylemler hayat boyunca her zaman ve her durum da
yapılmalıdır.
Farabi’nln ahlak felsefesinde, daha sonra İngiliz hazcılarında
görüldüğü gibi bir tür lezzetler ve elemler sayımı da benimsemiştir.
O, temelde duyusal hazlara önem vermemekle birlikte, yapıldığı zaman
verdiği duygunun değeri ve ölçüsü ne olursa olsun, sonunda lezzet
veren eylemin yapılmasını, bir eylem hem lezzet hem de elem verecek
nitelikteyse, bunlardan hangisinin daha güçlü olduğunun göz önüne
alınmasını önerir. Gelecekteki mutluluk uğruna şimdiki zevk ve
hazlardan vazgeçmek sağlıklı düşünme ve irade gücüne sahip olmayı
gerektirir. Farabi, bu iki yeteneğe sahip olanı «özgür insan»,
bunlardan yoksun olanı da hayvansal insan diye niteler. Farabi
siyaset ile ahlak arasında kurduğu sıkı ilişki nedeniyle Tasilü’s-Saâde
adlı eserinde siyasal lideri bir ahlak prototipi, önderi ve
öğretmeni olarak görmüştür.
|