Parmenides Varlığın var olduğunu ve
özdeksel olduğunu savunmuştu. Empedokles yalnızca bu konumu değil,
ama ayrıca Parmenides’in temel düşüncesini, varlığın doğmayacağını
ya da yitip gidemeyeceğini, çünkü yokluktan doğmayacağını ve yokluğa
geçemeyeceğini de benimsiyordu.
Özdek, o zaman, başlangıcsız ve
sonsuzdur; yok edilemezdir. Öte yandan, değişim yadsınamayacak bir
olgudur ve değişimin yanılsama olarak bir yana atılması artık
savunulamazdır. O zaman yapılacak tek şey değişim ve devinim
varoluşu olgusunu Parmenides’in Varlık -ki ona göre özdeksel
olduğunu anımsayalım- ne varlığa gelir ne de yok olur biçimindeki
ilkesi ile uzlaştırmanın bir yolunu bulmaktır.
Empedokles bu uzlaşmayı nesnelerin
bütünler olarak varolmaya başladıkları ve varolmaya son verdikleri
görgülenimin gösterdiği gibi- ama kendileri yokedilemez özdeksel
parçacıklardan oluştukları biçimindeki ilke aracılığıyla yerine
getirmeye çalışıyordu. ‘Ancak karıştırılmış olanın bir karışım ve
karşılıklı değişimi vardır. Töz bu şeylere insanlar tarafından
verilen addan başka bir şey değildir.
Parmenides’in varlığın
değiştirilemezliği ilkesini kendi yolunda yorumlayarak, bir tür
özdeğin bir başka tür özdek olamayacağını, ama temel ve
bengi
özdek ya da öğe türlerinin -toprak, hava, ateş ve su- bulunduğunu
savunuyordu. Dört öğenin tanıdık sınıflaması öyleyse Empedokles
tarafından bulunmuştu, gerçi bunlardan öğeler olarak değil ama
‘herşeyin kökleri’ olarak söz ediyor olsa da. Toprak su olamaz, ne
de su toprak olabilir: dört özdek türü değiştirilemez ve en son
parçacıklardır ki, birbirleriyle karışarak dünyanın somut
nesnelerini oluştururlar Empedokles etkin kuvvetler konutlamayı
zorunlu görüyordu.
Bu kuvvetleri Sevgi ve Nefrette ya
da Uyum ve Uyumsuzlukta buluyordu. Bununla birlikte, adlarına
karşın, kuvvetler Empedokles tarafından fiziksel ve özdeksel
kuvvetler olarak düşünülmektedirler: Sevgi ya de Çekim dört öğenin
parçacıklarını biraraya getirmekte ve kurma işine başlamakta,
Çekişme ya da Nefret ise parçacıkları ayırarak nesnelerin
varlıklarının sona ermesine neden olmaktadır.
Vargı olarak, anımsayabiliriz ki
Empedokles Parmenides’in varlık ne ortaya çıkabilir ne de yitebilir
savını açık değişim olgusu ile uzlaştırmaya çalışmaktadır. Bunu
yapmak için dört öğenin en son parçacıklarını konutlamaktadır. Bu
parçacıkların karışımı bu dünyanın somut nesnelerini oluşturmaktadır
ve ayrılmaları ise bu nesnelerin yitişlerini. Bununla birlikte,
Doğanın özdeksel döngüsel sürecinin nasıl yer aldığını açıklamayı
başaramıyor ve Sevgi ve Nefret gibi mitolojik kuvvetlere başvurmak
zorunda kalıyordu.
Dünya sürecin kökensel nedeni
olarak An kavramını getirmek Anaksagoras’a düşüyordu