|
Atomcu okulun kurucusu Miletuslu
Leukippos idi. Atomcu felsefe gerçekte Empedokles felsefesinin
mantıksal gelişimidir.
Empedokles Parmenides’in varlığın
yokluğa yokluğun varlığa geçişinin yadsınması ilkesini açık değişim
olgusu ile uzlaştırmaya çalışmış, bu amaçla değişik oranlarda bir
araya karışarak görgül nesneleri oluşturan dört öğeyi konutlamıştı.
Bununla birlikte,kendi parçacıklar öğretisini gerçek anlamıyla
işleyip geliştirmiyor, nede nitel ayrımları nicel açıklamasını
mantıksal vargısına götürüyordu.
Empedokles’in felsefesi tüm nitel
ayrımların özdeksel parçacıkların değişik kalıplarda düzeneksel bir
bitiştirilmesi yoluyla açıklamasına doğru geçici bir evreyi
oluşturuyordu. Dahası, Empedokles’in kuvvetleri - Sevgi ve Çekişme -
birer eğriltilmeden başka bir şey değillerdi ve baştan sona
düzenekçi bir felsefede ortadan kaldırılmaları gerekecekti.
Düzenekçiliği tamamlamak için son adım Atomcular tarafından
atılacaktı.
Leukippos
ve Demokritos’a göre göre sonsuz sayıda bölünmez birimler vardır ki,
bunlara atom denmektedir. Bunlar algılanamazlar, çünkü duygular
tarafından algılanmak için çok küçüktürler. Atomlar büyüklük ve
şekilde ayrı ayrıdırlar, ama katılıktan yada içine - işlenemezlikten
başka hiç bir nitelikleri yoktur. Sayıca sonsuzdurlar ve boşlukta
devinirler. (Parmenides uzayın olgusallığını yadsımıştı.)
Pisagorcular ise onların
birimlerini ayrı tutacak bir boşluğu kabul ediyorlar ama bunu
Empedokles’in cisimsel olduğunu göstermiş olduğunu göstermiş olduğu
atmosferik hava ile özleştiriyorlardı. Leukippos, bununla birlikte,
uzayın aynı zamanda olgusal - olmayışını ve var oluşunu illeri
sürüyor, ve olgusal - olmamadan cisimsel - olmamayı anlıyordu.
Bu konum ‘yok olan’ da tıpkı ‘var
olan’ denli olgusaldır
deyişiyle
anlatılmaktadır. O zaman,uzay yada boşluk cisimsel değildir ama
cisim denli olgusaldır.) Daha sonra ki Epikürcüler, belki de
Aristoteles’in saltık ağırlık ve hafiflik düşüncesinden etkilenerek,
atomların tümünün ağırlık kuvveti yoluyla boşlukta aşağıya doğru
devindikleri görünüşünü savunuyorlardı.(Aristoteles öncellerinden
hiç birinin bu kavramı savunmadıkları söylemektedir.) Öte yandan,
Aetius kesinlikle belirtmektedir ki, Demokritos atomlara büyüklük ve
şekil yüklemesine karşın ağırlık yüklemiyordu, ve Epikürüs ise
atomların devimini açıklayabilmek için ağırlığı ekliyordu.
Cicero aynı şeyleri anlatmakta ve
ayrıca belirtmektedir ki Demokritos’a göre boşlukta ‘bir’ üst yada
‘alt’ yada ‘orta’ yoktu. Eğer Demokritos’un düşüncesi buysa, o zaman
hiç kuşkusuz bütünüyle haklıydı, çünkü saltık birüst yada alt
yoktur;ama bu durumda atomların devimini nasıl tasarlıyordu?
De Anima’da Aristoteles
Demokritos’a ruhun atomlarının devimleri ile, bir güneş ışınında
bulunan ve hiç bir rüzgar olmadığı zaman bile her yönde oraya buraya
atılan zerrecikler arasındaki bir karşılaştırmayı yüklemektedir.
Olabilir ki bu ayrıca atomların kökensel devimine ilişkin
Demokritoscu görüştü.
B ununla
birlikte, atomların boşluk içindeki kömensel devrimleri hangi yönde
olmuş olur olsun, belli bir zaman noktasında atomlar arasında
çarpışmışlar oluyor, düzensiz şekilli olanlar birbirleriyle
karışarak atom kümelerini oluşturuyorlardı. Bu yolda burgaç (Anaksagoras)
kurulmaktadır,ve bir dünya oluşum sürecindedir. Anaksagoras’ın daha
büyük cisimlerin özekten en uzağa sürüleceklerini düşünmüş olmasına
karşın, Leukippos yanlışlıkla bir rüzgar yada su burgacında büyük
cisimlerin özeğe yöneldiklerine inanarak karşıtını söylüyordu.
Boşluktaki devimin bir başka etkisi
büyüklük ve şekilde benzer atomların bir araya gelmeleridir, tıpkı
bir eleğin darı,buğday ve arpa tanelerini bir araya ayrılması, yada
denizin dalgalarının uzun taşları uzunlar ve yuvarlakları
yuvarlaklar ile bir araya yığması gibi. Dört ‘öğe’-ateş,hava,toprak
ve su-bu yolda oluşmaktadırlar. Böylece boşlukta devinen sonsuz
sayıda atom arasındaki çarpışmalardan sayısız dünya doğmaktadır. |