|
1859-1941 yılları arasında yaşamış olan çağdaş düşünür.
Temel İlkeler: Temel eserleri arasında Essais sur les
Donnees immediates de la Conscience (Bilincin Dolayımsız Verileri
Üzerine Denemeler), Matiere et Memoire (Madde ve Bellek), Les Deux
Sources de la Morale et de la Religion (Ahlak ve Dinin İki Kaynağı)
ve L'Evolution creatrice (Yaratıcı Evrim) gibi kitaplar bulunan
Bergson, Almanya'da doğup gelişmiş olan idealist yaşama felsefesinin
Fransa'daki temsilcisi olarak tanınır. Aynı zamanda, süreç felsefesi
adı verilen felsefe türünün de en önemli temsilcilerinden olan
Bergson, pozitivizmin ya da oldukça dar bir çerçeve içinde kalan
bilimsel yorumların iddialarına şiddetle karşı çıkarken, insani ve
tinsel değerlerin önemini vurgulamıştır. O, işte bu çerçeve içinde,
20. Yüzyılda gelişen akla karşı başkaldırının önemli öncülerinden
biri olmak durumundadır.
Başka bir deyişle, ondokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan
maddecilik dirimselcilik karşıtlığından yoğun bir biçimde etkilenen
Bergson, bilimin bulgularını özü itibariyle bilimsel olmayan bir
gerçeklik anlayışına ulaşmak için kullanmıştır. Metafiziği, dinamizm
ve sürekliliğin önemini vurguladığı, aklın gerçekliğin yapısını
bilmeye yetili olmadığını dile getirdiği için, Bergson Romantik
gelenek içinde yer alır. Başka bir deyişle, diskürsif düşüncenin ve
dolayısıyla, tüm determinizmi ve mekanizmiyle bilimin kapsamı ve
açıklama alanının oldukça dar olduğuna dikkat çekmiş ve yaşam
fenomeni, bilinç ve özgürlüğün sadece ve sadece dolayımsız sezgi ile
anlaşılabileceğini öne sürdüğü için, Bergson aynı zamanda yaşam
felsefesinin 20. Yüzyıldaki en önemli temsilcisi sayılabilir.
Metafiziği:
Gerçekliğin sezgi yoluyla bilinebileceğini savunduğu için
ondokuzuncu yüzyıl Alman düşünürü Schopenhauer'a çok yaklaşan
Bergson, bununla birlikte, bir ilerleme öğretisi olarak evrim
teorisini çok ciddiye alıp metafiziğine temel yaptığı için, onun
kötümserliğini paylaşmaz.
İlk araştırmalarını zihin ve beden arasındaki ilişki
konusuna ayıran filozof, zamanının bu konudaki gözde öğretisi olan
psiko-fizyolojik paralelizme, yani her psikolojik olguya onu
belirleyen fizyolojik bir olgunun karşıtlık geldiğini dile getiren
öğretiye şiddetle karşı çıkmıştır. Bergson, bu bağlamda belleğin, ve
dolayısıyla zihin ya da ruhun bedenden bağımsız olduğunu ve
amaçlarını gerçekleştirebilmek için bedeni kullandığını öne
sürmüştür.
Yaşam düşüncesini incelerken, evrimin gerçekliğini kabul
eden, onu kesin olarak belgelenmiş ya da kanıtlanmış bir teori diye
gören Bergson, evrimin mekanist bir tarzda gelişmeyip yaratıcı
olduğunu iddia etmiştir. O, bu gelişme sürecinde, biri içgüdü,
diğeri de zeka yoluyla gelişen iki çizgi bulunduğunu söylemiş ve
bunlardan her ikisinin de, evrenin her yerinde iş başında olan yaşam
atılımının eseri olduğunu savunmuştur.
Bilgi Görüşleri:
Bilgi görüşünde, rasyonel düşünceye güvenmeyen, kuru bir
akılcılık ve bilimciliğe karşı çıkıp, bunun yerine sezgiyi temel
alan Bergson, bilincin her zaman bir şeyin bilinci olduğunu, bizim
doğrudan ve aracısız olarak yalnızca kendi tecrübemizi
bilebileceğimizi ve dolayısıyla en iyi ve en yetkin bir biçimde
kendi bilinç akışımızı ve süreyi idrak edeceğimizi belirtmiştir. Bu
ise, kavramsallaştırılabilen bir bilgi değildir; yani, bu, akıl ve
analiz yoluyla değil de, ancak yaşanarak, ve sezgi yoluyla
bilinebilir.
Başka bir deyişle, Bergson felsefesinde öncelikle, kavramsal
bilgiye şiddetli bir eleştiri yöneltmiştir. Kavramların sürekli ve
dinamik bir gerçekliği, onu statik hale getirmek ve bölmek suretiyle
çarpıttığını öne süren Bergson, 'biricik' olan gerçeklikle ilgili
hakikatlerin kavramsal yolla söze dökülemez, ifade edilemez olduğunu
söylerken, bir yandan da bizi gerçekliğin özüne götürecek bilgi türü
olarak sezgiden söz etmiştir. Bilimi reddetmeyen, fakat bilimsel
bilginin en önemli bilgi türü olarak görülmesine karşı çıkan
Bergson'a göre, gerçekliğe nüfuz eden, nesnelerle doğrudan ve
aracısız bir temas kuran başka bir bilgi türü daha vardır. Bu bilgi
dile getirilemez, söze dökülemez. Bu bilgiye, en azından bilimsel
bilgi kadar önem ve değer verilmesi gerektiğini öne süren Bergson,
analiz adını verdiği bilimsel, rasyonel bilginin karşısına,
sözcüklerle dile getirilemez olan sezgiyi geçirmiştir.
Bergson'a göre, sezgi bize, gerçekliğin şemasını değil de,
bizzat kendisini bilme olanağı verir. Şu halde, Bergson bir şeyi
bilmenin iki yolunu birbirinden ayırır. Bu yollardan birincisi bizi
bilinecek nesnenin çevresinde hareket ettirir, oysa ikincisi nesneye
nüfuz etmemizi sağlar. Birincisinden elde edilen bilgi, nesneyi
gözlemlediğimiz bakış açısına bağlıdır; dolayısıyla, bu bilgi göreli
bir bilgidir. Buna karşın, ikincisinde nesneyle doğrudan bir temas
içinde olur ve herhangi bir bakış açısının sınırlamalarından
kurtuluruz. Burada nesneyi gerçekte olduğu şekliyle kavrarız.
Bunlardan birincisi analiz, ikincisi sezgidir.
Sezginin bize gösterdiği gerçeklik nedir? Bergson bu konuda
aradığı ipucunu kişinin kendi doğasına ilişkin sezgide bulur. Ona
göre, kendi içimize dönüp baktığımızda tecrübe ettiğimiz şey,
değişen haller veya özellikleri değişen şeyler değil de, değişmenin
bizzat kendisi, süre ve yaşamdır. Sezgi yoluyla bilinen benden
hareket eden Bergson, burada kalmayıp daha sonra dünyanın aynı
süreden meydana geldiğini iddia etmiştir. Başka bir deyişle,
gerçekliğin bilimin varsaydığı gibi, madde olmadığını göstermeye
çalışan, doğanın, bilimin söylediği gibi, yalnızca mekan içindeki
maddi cisimlerden oluşmadığını savunan Bergson, insanların mekanla
düşünmeye çalıştıkları için, maddeciliğe eğilimli olduklarını iddia
etmiştir. Oysa, zaman mekandan daha temel olup, bütün gerçekliğin
özü zamandır, süredir.
Anlamamız gereken şeyin, zamanın bir birikim, bir büyüyüp
gelişme, bir süre olduğunu belirten Bergson, bir adım daha ileri
giderek, sürenin yalnızca akıp giden bir şey olmakla kalmayıp,
yaratıcı olduğunu savunur. Başka bir deyişle, süre görünüşün
gerisindeki gerçeklik, bilimlerin araştırdığı gözle görülür empirik
dönüşümlerin gerisindeki esas nedendir. Buna göre, türlerin evrim
geçirdiği hipotezini doğrulanabilen deneysel bir hipotez olarak
benimseyen Bergson, buradan bütün bu evrimsel gelişmenin gerisindeki
esas gücün, temel nedenin süre olduğu metafiziksel tezine geçmiştir.
Bergson'a göre, gerçekten varolan şey madde, cansız varlık
değildir; gerçeklik süredir ve bunu yalnızca sezgi kavrayabilir.
Zaman bir birikimdir. Gelecek hiçbir zaman geçmişin aynı olamaz,
zira her adımda yeni bir birikim ortaya çıkar. O bilinçli bir varlık
için var olmanın değişmek olduğunu kabul eder, zira değişmek demek
olgunlaşmak demektir; olgunlaşmak ise, sonsuzca kendi kendini
yaratmak demektir. Bu, yalnızca bilinçli insan varlığı için değil,
fakat bütün gerçeklik için böyledir. Bergson gelişmeyi, ancak süre
olarak anladığımız takdirde açıklığa kavuşabileceğimizi savunur.
Ona göre, insan işte bu yaşamda maddeyi yener, mekanın
sınırlarının üstüne çıkar ve içinde salt süreyi yaşar. İnsan
kendisini bütün benliğiyle bir işe verdiği zaman da aynı şeyi duyar.
Geçmiş, sürekli olarak bugüne ve geleceğe doğru akar. İşte, bu
biricik gerçeklik olarak süredir. Bergson'a göre, süreyi
yaşayabilmemizin koşulu bellektir. Bellek zaman aralıklarını yener,
geçmiş, şimdi olarak yaşanır. Süreyi bütünlüğü içinde yakalayıveren
ise sezgidir.
|