|
Mikhail Aleksandroviç
Bakunin (30 Mayıs 1814 – 13 Haziran 1876) tanınmış bir Rus
anarşittir. Anarşist düşünürlerin ilk kuşağının temsilcilerindendir
ve “anarşizmin babaları” olarak anılan düşünürlerden biridir.
Bakunin hangi isim ya da
biçim altında olursa olsun, Tanrı da dahil olmak üzere tüm dış
otorite sistemlerini reddediyordu. Tanrı ve Devlet (ölümünden sonra
1882 yılında basıldı) adlı eserinde şöyle yazıyordu:
“İnsanın özgüleşmesi
yalnızca buna bağlıdır, çünkü o doğanın yasalarına itaat eder; onlar
insana dışarıdan insani ya da ilahi, kolektif ya da bireysel her ne
olursa olsun herhangi bir yabancı irade tarafından empoze edildiği
için değil, kendisi onları böyle kavradığı için."
Böylece doğa kanunlarının
farkına her insan kendisi varır. Bakunin’in akıl yürütmesi sonunda
bu kanunların kendi doğasının kanunları olduğu için, bireyin bunlara
uymaktan başka çaresinin olmadığı ve bu nedenle politik
organizasyonların, yönetimlerin ve yasaların derhal yok olacağı
düşüncesine varır
Bakunin aynı şekilde
herhangi bir imtiyazlı konumu ya da sınıfı reddetmiştir. Çünkü “bu
ayrıcalığın acayipliğidir ve her ayrıcalıklı konum insanın kalbini
ve zihnini öldürür. Ayrıcalıklı insan, politik ya da ekonomik fark
etmez, zihnen ve kalben bozulmuş insandır.”
Bakunin’in devrimci
programını gerçekleştirme yöntemleri de onun prensiplerinden daha az
anlamlı değildir. Bakunin’in tanımladığı gibi, bir devrimci özel bir
ilgi ya da duyguya izin vermeyen, din, vatanseverlik ya da ahlak
konusunda, onu kelimenin her anlamıyla varolan toplumu altüst etme
görevinden saptıracak hiçbir şüphe taşımayan, sadık bir insan
olmalıdır.
Mikhail Bakunin ve Karl
Marx arasındaki anlaşmazlık anarşizm ve Marksizm arasındaki
farklılığa ışık tutar: Anarşistler ve Marksistler aynı ortak hedefi
(sosyal sınıfların ve devletin olmadığı özgür, eşit bir toplumun
yaratılması) paylaşmakla birlikte, bu hedefe nasıl ulaşılacağı
konusunda büyük anlaşmazlıklar yaşarlar. Anarşistler sınıfsız,
devletsiz topluma devlet aygıtı yoluyla değil emekçilerin özyönetim
organları aracılığıyla ve proleterya diktatörlüğü gibi bir geçiş
aşaması olmadan geçilmesi gerekliliğine inanırlar. Anarşistlere göre
iktidar yozlaştırır. Marksistler böyle bir şeyin imkansız olduğuna
ve anarşistlerin çok idealist olduğuna inanırlar.
Devlet aygıtını yok etmeyi değil ele geçirmeyi amaçlarlar.
Marksistler sınıfsız ve devletsiz topluma, devlet aygıtının ve
planlı ekonominin olduğu sosyalizm adı verilen kademeli bir geçiş ön
görürler..
Bakunin’in birçok anti-semitik
basmakalıp sözü tekrar ettiği bilinir. Örneğin Yahudileri şöyle
tanımlar: “sömürgeci bir mezhep, asalak insanlar, yalnızca ulusal
sınırların ötesinde değil, aynı zamanda tüm politik görüş
farklılıklarının ötesinde sıkıca ve samimiyetle birbirine bağlanmış
homurdanan tek bir parazit… [Yahudilerin] ulusal karakterlerinin
temel özelliğini oluşturan ticari hırsları vardır” Bununla birlikte
Samiler hakkında mı yoksa pratikteki Yahudilikten mi bahsettiği açık
değildir. Ama Bakunin’in yaşamı boyunca tüm dinleri eleştirdiği,
onun zamanında Hıristiyanlık ve Yahudiliğin Avrupa’da çok baskın
olduğu dikkate alınmalıdır. Bakunin’in anti-semitizmi çoğunlukla
olduğu gibi, Yahudilerin Avrupa kapitalizminin ve politikasının
yönlendiricisi olduğu görüşüne dayanır. Karl Marx’la yaptığı bir
polemiğin bir kısmını oluşturan şu sözü, Bakunin’in Avrupa’daki
Musevileri nasıl algıladığını gösterir:
“Bu Yahudi dünyası bugün çoğunlukla Marx’ın ve
Rothschild’in komutası altındadır. Ben eminim ki bir taraftan
Rothschildler Marx’ın faziletlerini takdir ediyorlar, diğer taraftan
da Marx Rothschildler’e karşı içgüdüsel bir yakınlık ve büyük saygı
besliyor. Bu tuhaf görünebilir. Komünizm ve yüksek finans arasında
nasıl bir ortak nokta olabilir? Ho ho! Marx’ın komünizmi güçlü bir
devlet merkeziyetçiliği istiyor ve bunun olduğu yerde – insanların
emeği üzerine spekülasyonlar yapan – parazit Yahudi milleti daima
varoluşunun anlamını bulacaktır…” |