Anasayfa  Felsefe Nedir?  Felsefi Düşünce  Felsefe Tarihi  Felsefe Disiplinleri  Felsefe Sözlüğü





Anasayfa
Felsefe Nedir?
Felsefi Düşünce
Felsefe Tarihi
Felsefe Disiplinleri
Felsefe Sözlüğü
Felsefe Linkleri
İnternet Rehberi
Ziyaretçi Defteri
İletişim

 

Felsefe Tarihinde Görüşlerinden En Çok Etkilendiğiniz Düşünür Kim?
(En az 1, en çok 5 seçenek işaretleyiniz)

Son Durum
Altyapı: Pollemik.com

 
ORTAÇAĞ FİLOZOFLARI

AUGUSTİNUS

 

Augustinius ya da Aurelius Augustinius, Aziz Augustinius olarak ta bilinir. Roma egemenliği altında Kuzey Afrika’da bugünkü Cezayir’in Tagaste şehrinde doğdu (354-430). İlk gençlik yılları fırtınalı geçti, bir ara Manici oldu, ama daha sonraları annesinin dini olan Hıristiyanlığı seçti (babası pagandı) ve zaman içerisinde bu dinin temel öğretilerini kurmada başat rol oynadı. Hippo piskoposu olarak ömrünü tamamladı.

Aziz Augustinus yaşamını İtiraflar adlı ünlü kitabında, Tanrıyla konuşma ve günah çıkarma formlarında anlatmıştır. En çok önem verdiği konu, insanın kendini araştırmasıdır. Hakikatin insanın içinde olduğunu savunur. Hakikat ise, bizzat Tanrının kendisidir. Yani Tanrı insandadır. Öte yandan insanın kendisi de tanrıdadır. Bunu anlamaya çalışmak felsefedir. Felsefe insanın kendisiyle uğraşmasıdır.

Anlayabilmek için, inanıyorum’ anlayışıyla felsefeyi dine tabi kılmış olan Augustinus, Hıristiyan dininin temel öğretilerini temellendirebilmek için, Yeni Platoncu felsefeden ve Platoncu kavramlardan yararlanmıştır. İnancı temel alan Augustinus’a göre, aklın görevi, Tanrısal vahiy temeli üzerinde, inanç yoluyla bilinen şeylerin açıklanması ve aydınlığa kavuşturulmasıdır.

Us (akıl), Tanrı tarafından insana “Tanrı’yı” bilmek için verilmiştir. Ama öncelikle Tanrı’ya inanmak gerekir. Bu nedenle Augustinus ünlü “anlamak için inanıyorum” önermesini geliştirir. Augustinus’ a göre mutluluk bilgelikte bulunur. Mutluluğun da güvencesi de Tanrı’dır. Öyleyse bir bakıma bilgelik Tanrı’ya kavuşmadır. Ama her şeyden önce Tanrı’yı aramak gerekir; Tanrı’yı aramak, insanın kendisini aramasıdır; kendini aramak ta temelini itiraf etmekle bulur. Augustinus için, insan ancak Tanrı aracılığı ile anlaşılacaktır; önemli olan önce tanrı’yı bilme, sonra da kendini bilmedir: “Novertim Te, novertim me” . Bu satırlardan çıkarılabilecek sonuç,Augustinus’un mistik bir tecrübe yoluyla Tanrı’ya ulaşma düşüncesidir. Hıristiyanlığın temel öğretilerini oluşturduğunu söylediğimiz Augustinus’a böyle mistik bir yan katmak garip gelebilir ama Cavit Sunar da Tasavvuf Tarihi isimli kitabında Augustinus’un Tanrı ile bir olma -birleşme, ittihat- sözünü hiç etmemesine rağmen, özellikle daha önce tanıştığı Plotinus’un BİR düşüncesinden etkilendiğini ve böyle bir tecrübeyi üstü örtük olarak anlatmaya çalıştığını söylemektedir.

Tanrı; her şeyin üstündedir, her şeyin başı, ortası ve sonudur, iyilik, adalet, bilgelik O’nun tözüdür (cevherleridir). O’nun, her şeye gücü yeter, her yerde bulunur, öncesiz ve sonrasızdır. Her şey O’ndandır ama O hiçbir şeyden değildir. O iyidir ve Onda nitelik yoktur. Büyüktür ama bir nicelik değildir. Zekayı yaratandır ama zekanın üstündedir. Hiçbir bağla bağlı olmadığı halde, her yerde bulunur. Ezeli ve ebedi olarak yaşar ve zaman içinde değildir. Her değişmenin prensibidir ama O değişmez. Bütün evren Tanrı tarafından yaratılmıştır. Tüm bunlar Tanrı hakkında genel söylemlerdir. O’nu hayal etmeye çalışmak, niteliklerini söylemeye çalışmak olanaksızdır ve bu çabaya girilmemelidir.

Teslis düşüncesini, üç Tanrı ya da çoktanrıcılık gibi yorumlayanlara şiddetle karşı çıktı. İnsanda nasıl ki us, istenç ve duygu insanı oluşturur ama hepsi de bir insana aittir, teslis düşüncesi de Tanrı için aynı şeydir.

Tanrı insan ruhunu yaratırken usun ve istencin kanunları olan ezeli ve ebedi fikirleri onun içine yerleştirmiştir. Yarım hatırlamalar bu önceden yerleştirilmiş fikirlerdir yoksa önceki bir hayatın artıkları değillerdir.

İnsan kötülüğün esiridir ve yalnız Tanrı’nın lütfu onu özgürlüğe vardırabilir. Tanrı insanları kurtarabilir ama hepsini değil sadece aralarından seçtiklerini. Bu seçim yaradılıştan önce yapılmıştır. Yani insanların bir kısmı Tanrı tarafından önceden kurtuluş için seçilmişlerdir.

Tanrı’nın evreni yaratmasıyla “zaman” oluşmuştur. Evrenin yaratılmasından önce zamandan söz edilemez. Çünkü hareketin olmadığı yerde zaman yoktur


ORTAÇAĞ FELSEFESİ


İlkçağ Felsefesi  Hellenistik Dönem  İslam Felsefesi  Rönesans Felsefesi 17.YY Felsefesi  18.YY Felsefesi  19.YY Felsefesi  20.YY Felsefesi


Felsefetarihi.net
Web'de Ara

ORTAÇAĞ FİLOZOFLARI

Gnostikler
Augustinus
Anselmus
Roscelinus
Albertus Magnus
Aquinolu Thomas
Duns Scotus
Ockhamlı William
Tümeller Tartışması

Konuyla İlgili Kaynaklar, Açıklamalar, Kitap Fiyatları ve Satışı Hakkında Bilgi Almak İçin Aşağıdaki Kitap Linklerine Tıklayabilirsiniz.
 
İtiraflar
Saint Augustinus

KAKNÜS YAYINLARI

Zaman Kavramı
Martin Heidegger, Augustinus, Aristoteles

İMGE KİTABEVİ YAYINLARI

 


Ziyaretçi Defterine Görüşlerinizi Yazın
 

 




Mail Gönderin

,

   

 

 

     

 

Site Tasarım © Selçuk ARSLAN
2006