|
Sokrates: Sokrates’e göre;”insan
bilgisi doğuştan gelir.”
Atina sokaklarında dolaşarak,her konuyu tartışır,halka değer
yargılarına körü körüne inanmanın yanlışlığını göstermeye çalışır.Bunu
yaparken diyalektik yöntemini kullanmıştır.Bu yöntem diyalog esasına
dayanır.İki aşaması vardır:

1-İroni (alay):Sorular sorarak çok şey
bildiğini zanneden kişinin hiçbir şey bilmediğini ortaya
çıkarır.Onunla alay ederek yeni cevaplar aramaya yöneltir.
2-Maiotik (doğurtma): Hiçbir şey
bilmediğine inanmaya başlayan kişinin bulduğu cevaplarla aslında çok
şey bildiğini kanıtlar. (örneğin bu yöntemle bir çobana geometri
problemi çözdürdüğü söylenir)
O’na
göre;Bilgilerimiz doğuştandır ve doğuştan olan bu bilgilerimiz
genel-geçerdir.Bu anlamda Sokrates’e göre öğretmen aslında öğrencisine
yeni bir şey öğretmez sadece doğuştan onun aklında var olan bilgiyi
açığa çıkarır.
Platon: Platon’a göre İdealar ve
görünenler(fenomenler) evreni olmak üzere iki türlü evren vardır.
İdealar evreni;doğmadan önce içinde
bulunduğumuz ve her şeyin gerçeğinin bulunduğu evrendir. Ancak akılla
kavranır.
Görünenler (fenomenler) evreni; halen
içinde yaşadığımız nesneler evrenidir. Görünenler evreni idealar
evreninin bir kopyası,gölgesi (yansımasıdır.)Görünüşler dünyası
olan
bu evrenin bilgisi duyu organları ile elde edildiği için doxa (sanı)
dır, aldatıcıdır. Çünkü duyu verileri kişiden kişiye değişen aldatıcı,
göreceli bilgilerdir. Bu nedenle doğru bilginin kaynağı duyular
olamaz.
İdealar
evreninin bilgisi akılla elde edildiği için doğru genel-geçer
bilgidir.Akılla idealar evreni hakkında kesin bilgi elde edilebilir.
Bu nedenle doğru bilginin kaynağı akıldır.Platon’a göre bilmek
ideaları hatırlamaktır.
Aristoteles: Hocası Platon’un
birbirinden ayırdığı, biri duyularla diğeri akılla(düşünceyle)
kavranan iki evreni bir araya getirmek ister.
O’na göre
idealar nesnelerden bağımsız değildir, idealar tek tek nesnelerin
özünde tümel kavramlar olarak vardır. Bilginin amacı tekil yani
bireysel olanı bilmektir. Ancak tekilin bilgisine genelin( tümel)in
bilgisinden hareketle ulaşılır. Gerçek bilgi ise, tümel
yargılara dayanan önermelerdir. Aristoteles’e göre gerçekte var
olanlar tek tek şeylerdir. Şu anda görmediğimiz idealar değildir.
Tümel önermeler içinde tekiller (tek tek nesne ve olaylar) olduğundan,
yapılacak iş tekilleri tümellerden üretmektir.
Örneğin:
Bütün insanlar ölümlüdür.
Aristo’da insandır.
O halde Aristo’da ölümlüdür.
Sokrates’e
göre bilgi edinme yetisi (meleke) akıldır. Akıl; edilgin (pasif) akıl
ve etkin (aktif) akıl olmak üzere ikiye ayrılır. Etkin akıl
duyularımızı saptayarak bilgimizin içeriğini sağlar. Aktif akıl ise
pasif aklın sağladığı bu duyuları işleyerek, biçimlendirerek akli
hakikatleri sağlar.
Aristoteles bir rasyonalist olmasına rağmen O’nu kendisinden önceki
rasyonalistlerden ayıran en önemli özellik bilgilerimizin doğuştan
olmadığını savunmasıdır. O’na göre bilgilerimiz duyu organlarınca
elde edilir (pasif akıl)ve işlenerek (aktif akıl) tümel kavramlar
oluşturulur. Akıl bilgi üretme gücüne sahiptir.
Örneğin:Bir armut tohumu armudu çekirdeğin içinde güç halinde
bulundurmaktadır.Buğday tanesi unu,ekmeği güç halinde
taşımaktadır.İşte bu güç tecrübeyle temas haline gelince fiile dönüşür
ve buğday ekmek haline gelir.
Farabi:(870-950) (Ebu Nasr
Muhammed bin Turhan bin Uzluğ )Aristotelesçi düşünürdür. İslam
felsefesinin kurucusu sayılır.
Farabi’ye göre gerçeğin başında zorunlu varlık olan Allah vardır.
Allah varlığını kendisinden alır. O,hakiki ve sonsuz varlıktır. Allah
doğrudan ve bir varlık yaratır.
Yarattığı bu ilk varlık akıldır .Bilme aklın kendisinde vardır.Hem
kendini hem de Allah’ı bilir.İnsan aklı doğuştan bazı bilgileri
beraberinde getirir, aslında pasiftir. Deney ile temasa geçince aktif
hale gelir. Böylece duyular ve mantıksal çıkarımlarla elde edilen
bilgilere ulaşılır. Bu bilgiler doğru veya yanlış olabilir. Farabi’ye
göre akıl, daha sonra Doğrulanmış bilgiler (tasdikat) dediği doğru
bilgiye ulaşır.
Farabi’ye göre bilginin kaynağı duyu, akıl ve
nazar (derinliğine düşünme)dir.
Duyu ve akıl doğrudan , nazar ise dolaylı bilgiyi verir.
Duyusal bilgiler, duyu organlarınca algılanan, tekil olan bilgilerdir.
Bilimsel değildir. Bilimsel bilginin maddesini oluşturarak bilimsel
bilgiye imkan sağlarlar. Akıl da bu tekil(duyusal) bilgileri
biçimlendirerek ve bir takım kalıplara sokarak genel kavramlara ve
yargılara dönüştürür. Böylece kesin ve genel-geçer bilgilere ulaşır.
En yüce erdem bilgidir.Aklın edindiği bilgilerle insan iyiyi
kötüden,doğruyu yanlıştan,güzeli çirkinden ayırabilir. O’na göre
evrendeki varlıları bilen ve bundan yaşam için doğru anlamlar çıkaran
kişi,böylece Allah’ın varlığına dair işaretleri içeren tüm varlıkların
bilgisinden, Allah’ın varlığı bilgisine ulaşır.
Rene Descartes: (1596-1650) Modern
felsefenin kurucusu sayılır. Modern Rasyonalizm’in öcüsü ve Analitik
Geometrinin kurucusudur.
Descartes’e göre üç türlü bilgi vardır:
1-Doğuştan gelen 2-Yapma
3-Arızi bilgiler
Allah fikri, ruh,uzay ve tüm matematiksel düşünceler doğuştandır.
Doğuştan gelen düşünceler doğduğumuzda hazır olarak bulunmazlar.Tıpkı
doğuştan gelen hastalıklar gibidir. Yani hastalık bebekte kesin kes
görülmez ancak görülme ihtimalinin varlığını gösterir.Bunun gibi
doğuştan gelen düşünceler de doğduğumuzda hazır olan düşünceler
değildir.Bizde hazır olan bu düşünceleri doğuran yetenektir.Aklın
doğrudan kavramasıdır. Bu yetenek Tanrı tarafından eşit olarak
dağıtılmıştır. Aklın kavradığı doğuştan olan bu bilgilerin dışındaki
bütün bilgilerimiz duyularla kavranmış niteliktedir, arızi geçici
bilgilerdir.
Descartes’ göre bu bilgiyi elde etmenin dört
aşaması vardır;
1-Doğruluğunu apaçık bilmediğim şeyi doğru kabul etmemek (apaçıklık)
2-İncelenecek şeyleri bölümlere ayırmak (bölme,analiz)
3-En kolay bilinenden,en karmaşığa doğru yükselmek (Basitleştirme ve
sıra)
4-Gözden geçirmek (sayma ve kontrol)
Descartes,duyulara güvenmediği için, duyularla elde edilen bilgilerin
şüpheli olduğunu düşündü. Matematiği ve Fiziği apaçık ve kesin
bilginin modeli olarak aldı. Onun dışındaki her şeyden bir kere de
olsa şüphe etti. O’na göre kesin bilgi bu şüphe edişten çıkmaktadır.
Descartes böylece ;“Mademki her şeyden şüphe ediyorum,öyleyse
düşünüyorum; Madem ki düşünüyorum, öyleyse
varım” (Cogito Ergo sum) formülüne
ulaşır. Bu sonuç O’na göre apaçık, kesindir. O’na göre kendisinde var
olan düşünme yeteneği Tanrı’yı;en yetkin ve aldanmaz-aldatmaz olan
Tanrı fikri de dış dünyayı kanıtlanır.
Descartes’in rasyonalizmi,iyi yönetilen her zihnin kesin,genel-geçer
bilgiye ulaşabileceği örüşüne dayanır.
Hegel:(1770-1831) Alman
idealizminin ve rasyonalizminin öncülerindendir.
Hegel’e göre deneye başvurmadan sırf düşünce (spekülasyon) ile kesin
bilgiye ulaşılabilir. Çünkü suje ile obje aynı aklın değişik
biçimlendirmeleridir.
Objenin
kendisi de suje gibi akla dayanır. Yani objenin kesin bilgisine akılla
ulaşılan kavramlar üzerinde düşünülerek ulaşılacağını savunur. O’na
göre her ussal (rasyonel) olan şey de gerçek (reel) dir. Duyu
organlarınca elde edilen bilgilerin kesin genel-geçer bilgiler
olmadığını düşünür. (O’na göre “zaten felsefe de, objelerin düşünce
ile görülmesi, evrenin düşünülmesidir”) Bu nedenle kavramlar
felsefenin ana konusudur.
Hegel felsefesi, gelişme kavramına
dayanır. Her şeyin değişme ve hareket halinde ve birbirine bağlı
olarak değiştiğini savunur. Herakleitos’un
diyalektik yöntemini geliştirmiştir. Düşüncedeki değişmeler
maddedeki değişmelere yol açar.
Hegel’e göre her şey üç aşamalı bir gelişme
sonucu gerçekleşir. Bu süreç
Tez-Antitez-Sentez sürecidir. Örneğin;”varlık” kavramı üzerinde
düşünürsek, Varlık(tez) bunu düşününce hemen karşıtını düşünürüm,
Yokluk (antitez) buradaki çatışma uzlaştırıcı bir kavrama götürür,
Oluş (sentez) sonucuna ulaşırız. Çiçek (tez), çiçeğin yok olması
(antitez), meyve(sentez) Çiçek, meyvenin ortaya çıkmasına yol açar,
ama meyvenin ortaya çıkması için çiçeğin yok olması gerekmektedir.
Demek ki her olmakta olan şey, hem var olan hem hem yok olan şeydir.
Sonuç olarak Rasyonalizm, insan
aklını tüm insanlar için aynı ve değişmeyen bir şey olarak ele
almıştır. Oysa çağdaş psikoloji ve antropoloji yaptığı çalışmalarda
aklın da değişmekte olduğunu göstermiştir. Ayrıca Rasyonalizm, aklı
doğadan ayrı bir öz, farklı bir varlık olarak ele alıyor. Böylece akıl
ile nesne arasında bir ikilik yaratıyor. Bilgi suje ile obje
arasındaki ilişkiden doğmaktadır. O zaman birbirinden tamamen ayrı
olan akıl ve nesnenin birbiriyle nasıl çakışarak bilgiyi ortaya
çıkaracağı sorunu ortaya çıkıyor. Böylece Rasyonalizmin bilgi sorununu
çözemediği görülüyor. Zaten Hegel bu ikiliği “objenin kendisi de suje
gibi rasyoneldir” diyerek bu ikiliği aşmaya çalışmıştır. |